Avukat Yanıkoğlu: Türk Aile Yapısını Bozan Hiçbir Madde Yoktur

Danıştay'ın Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesine ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararı'na karşı açılan davayı reddetmesi üzerine kadın platformlarında tepkiler yükseldi.

PAYLAŞ
Kentte Yaşam - Ali Soydemir

Danıştay’ın Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararı’na karşı açılan davayı reddetmesi üzerine kadın platformlarında tepkiler yükseldi.

Bizler de bu tepkiler sonrasında 2019 Konya Karatay üniversitesi mezunu olan, İstanbul, Gaziantep'in ardından Nazilli’de görevine devam eden ve 3 yıldır bu avukatlık mesleğinde olan Ceza hukuku ve Aile hukuku alanında çalışan Edanur Yanıkoğlu'ndan konuyla ilişkin görüşlerini aldık.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NEDİR?

İstanbul sözleşme genel anlamıyla Avrupa Konseyi üye devletleri tarafından aile içi şiddetin her türünü kınamak ve kadına karşı şiddetin ve toplumsal eşitsizliğin önüne geçilmek için düzenlenmiştir. Bu sözleşme İstanbul da imzaya açılması sebebiyle adı İstanbul sözleşmesi olarak anılmaktadır. Türkiye de  bu sözleşmeye ilk imza atan devletlerdendir. Türkiye, 11 Mayıs 2011 de sözleşmeyi imzalamış ve 1 ağustos 2014’te bu sözleşme yürürlüğe girmiştir.

Genel olarak kadınların ve genç kızların aile içi şiddet, cinsel taciz, ırza geçme, zorla evlendirilme ya da sözde namus adına işlenen suçlardan korunması ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin önüne geçilmesi amacıyla düzenlenmiş ve imza altına alınmış bir sözleşmedir.

Bu sözleşme ülkemizde 20 Mart 2021 tarihinde  resmi gazetede yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Türkiye bakımından feshedilmiştir. Söz konusu fesih işleminin idari bir işlem olduğu  ve Anayasaya göre kanun hükmünde olan Uluslararası sözleşmesinin idari bir işlemle fesih edilemeyeceği hukuken açıktır. Özetle bu sözleşme anayasaya göre kanun hükmündedir ve yasama organının yapacağı bir kanun ile feshedilebilir. Cumhurbaşkanı ise bir yürütme organıdır. Bu sebeple yasama organı tarafından yürürlüğe konulan bir sözleşmenin yürütme organı tarafından feshedilmesi hukuken mümkün değildir. Ankara Barosu Başkanlığı söz konusu Cumhurbaşkanlığı kararnameinin iptali istemiyle idari dava açmıştır. Bu dava Danıştay’da oyçokluğu ile reddedilmiştir. Ancak nihai kararı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu verecektir.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİ NEDEN KALDIRMAK İSTİYORLAR?

Bu sözleşmeyi kaldırmak isteyen bir grup insan,  bu sözleşmenin aile yapısına zarar verdiğini ve içinde yer alan bir maddede geçen “toplumsal cinsiyet” ifadesinin LGBT propagandası olduğunu iddia etmektedir. Ayrıca bu grup kadın cinayetlerinin giderek artmasını da örnek göstererek aslında sözleşmenin yararından çok zararı olduğunu öne sürüyorlar. Oysa ki kadın cinayetlerinin artarak devam etmesinde sözleşmesinin yürürlükte olması değil tam olarak uygulanmaması etkili olmuştur. Yine bu sözleşmeyle alakalı muhafazakar toplumun tepkisine yol açan LGBT propagandası zannımca yanlış yorumlanmaktadır. Zira bu sözleşme toplumdan dışlanan ve ayrımcılığa uğrayan grupların korunmasını hedefliyor. Sözleşme genel manada toplumda kadınların ayrımcılığa uğraması sebebiyle kadınlar üzerinden düzenlenmişse de,  toplumda süregelen ayrımcılığın önüne geçmek amaçlı, güçsüzü korumayı ve eşit imkanlar sunmayı hedeflemektedir.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN GENEL ANA MADDELERİ NELERDİR?

İstanbul sözleşmesi en başta kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi amacıyla yürürlüğe girdi. Bu sözleşme mümzi (imza atmış) Devletlerden şunu istemektedir: Öyle bir toplum oluştur ki bu toplum da şiddet ortaya çıkmasın, öyle eşitlikçi bir toplum olsun ki hiç kimse cinsiyeti sebebiyle toplumdan ayrıştırılmasın.  Ancak bunun ilk aşamada sağlanması mümkün olmayabilir. Bu sebeple bu toplum yapısını oluşturana kadar kadını ve aileyi aktif olarak koru, şiddeti önle, yine koruyamazsan da failler hakkında etkin bir kovuşturma yap ve cezalandırılmalarını sağla.

İşte İstanbul sözleşmesi öyle düşünüldüğü gibi toplumun aile yapısını bozan ve erkekleri evden uzaklaştıran, kadınların eşlerine karşı adeta bir silah gibi kullanabildiği bir sözleşme değil. Tam tersine aile yapısını koruyan ve kadınların toplumda yaşadığı şiddetin ve her türlü ayrımcılığın önüne geçilmesine yönelik bir sözleşmedir. 

BOŞANMA DAVALARINDA ETKİLİYOR MU?

Evet etkiliyor. Eşler arasında gerçekten fiziksel şiddet varsa mağdur taraf öncelikle hastaneden bir darp raporu alıp daha sonra mahkemeden uzaklaştırma kararı verilmesini talep edebiliyor. Bu karar müddetince şiddet uygulayan eş diğer eşe yaklaşamıyor. Sonrasında açılan boşanma davasında ortada bir şiddet olduğu için bu sözleşme etkili oluyor. 

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ SADECE TÜRKİYE’DE Mİ TEPKİ GÖRÜYOR?

Hayır şu an da Bulgaristan’da da olumsuz tepkiler görülmekte. Henüz imza altına alınmadığı için orada da sözleşmeye taraf olmak isteyen grup ile sözleşme karşıtı grup arasında anlaşmazlık bulunmakta.

BU KONUDA SİZİN ŞAHSİ DÜŞÜNCELERİNİZ NELERDİR?

Benim bu konudaki düşüncem, İstanbul sözleşmesi asla boşanmaları artıran bir unsur değil. Aksine kadının şiddete karşı savunmasız durumda bırakılmalarını önlemek amacıyla düzenlenmiştir. Yine bu sözleşmenin  LGBT-İ  propagandası yapan tek bir maddesi dahi yok. Ancak toplumda sırf cinsiyeti sebebiyle ayrımcılığa uğrayan bireylerin güçlendirilmesi ve topluma kazandırılması adına destek sağlıyor. Sözleşme hiç kimsenin cinsiyeti sebebiyle ayrımcılığa uğramamasını temin ediyor. Sözleşmenin asıl amacı kadına yönelik şiddetin önüne geçilmesidir.  Bu anlamda ben İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması gerektiğini düşünüyorum. Sözleşme incelendiğinde Türk aile yapısını bozan hiçbir madde içermediği görülecektir. Herkesin bu sözleşmeyi açıp okumalarını ve incelemelerini rica ediyorum.

Ali SOYDEMİR

HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN