AZINLIKLAR MESELESİ - Ahmet KARAKAŞLI

AZINLIKLAR MESELESİ


 

Azınlık;  sayıca nüfusun geri kalanından az olan etnik, dini veya dilsel farklılıklar taşıyan grup olarak tanımlanabilir.

     Çoğunluk denildiğinde ise;  ortak tanımlayıcı özelliğe sahip insanların nüfus içindeki çoğunluğu kastedilir. Örnek olarak Almanya’da Almanlar veya Hristiyanlar çoğunluğu oluştururken, Türkler veya Müslümanlar azınlığı oluştururlar.

     Çoğunluk ya da azınlık nitelemesi bazı durumlarda değişkendir. Örneğin “Müslüman” özelliği Almanya’da yaşayan bütün insanlar esas alındığında bir azınlık niteliğidir. Almanya’da yaşayan Türk kökenli insanlar açısından ele alındığında “Müslüman olmak” bir çoğunluk özelliğidir.

     Kişiler kendilerini azınlık ya da çoğunluk mensubu olarak nitelerken;  grup “aidiyet” bilinciyle hareket ederler. Grup aidiyet bilinci ise içinde bulunan ortamlara göre gücünü gösterir. Örneğin Almanlar; Almanya’da kendilerini genelde Alman olarak hissetmezlerken, Türkiye’de tatil yaparken kendilerini Alman olarak nitelerler. Türkiye’de tatil yapan bir Alman’ın grup aidiyet bilinci, Almanya’da olduğundan çok daha güçlü olarak karşımıza çıkar. Aynı şekilde; Almanya’daki Türkler için azınlık olmak, çoğunluk olmaktan daha fazla önemlidir. 

      Azınlık ve çoğunluk;  her ülkede, her devlette ve coğrafyada tarih boyunca var olagelmiştir. Her ülkede azınlık ya da azınlıklar vardır. Bu tarihin ve doğal hayatın normal akışının bir gereğidir. Tarih boyunca genellikle zorunlu nedenlerden kaynaklanan göçler ve büyük göç dalgaları meydana gelmiştir. Bu göçler sonucunda her ülke ya da coğrafyada yerliler, göçmenler, yabancılar, azınlıklar gibi; sosyal, dini, etnik, dilsel grup ve toplumlar oluşmuştur.

      Günümüzde ise; küreselleşmeyle birlikte ticaret, eğitim ve iletişim çağına girilmesi nedeniyle karşılıklı göçler ve yer değişmeler daha da hızlanmıştır. Dünya’nın her yerinde her ırktan, her milletten, her dinden, her renkten ve her dilden insanlarla karşılaşmak mümkündür.

      Azınlık konusunu mültecilerle karıştırmamak gerekir. Aslında mülteciler (sığınmacılar),  göçmenler, azınlıklar gibi konular çok geniş kapsamlı, çok derinlikli ele alınabilecek uzun konulardır.

      Mültecilik; ani bir zorunluluk, yakın bir öldürülme tehlikesi altında olunması gibi somut nedenlerle, gidilebilen en yakın ya da en uygun bir ülkeye, en kısa zamanda sığınmaktır. Örneğin; Saddam’dan kaçan 500 Binden fazla Kuzey Iraklı Kürt, birkaç gün içinde sınırlarımızdan içeri girerek Türkiye’ye sığınmışlar ve Türkiye de bu insanları aylarca sıcak yemekler ve sıcak yataklarla misafir etmişti. Tehlike tam anlamıyla geçince bu insanlar kendi topraklarına büyük oranda geri dönmüşlerdi. Mültecilik; mülteci olma şartları ortadan kalktığında biter ve bu itibarla geçicidir. Ancak; mülteci olma şartları ve nedenleri ortadan kalkmadığı sürece mültecilik zorunlu olarak devam eder. Bu şartlar çok uzun zaman alır ve yeni nesillere yansırsa durum değişir. Mültecilerin gittikleri ülkelerde kalıcı olmalarına, yerleşmelerine ve dolayısıyla azınlık haline gelmelerine yol açabilir.

      Azınlık ve çoğunluk;  her ülkede, her devlette ve coğrafyada tarih boyunca var olagelmiştir, her ülkede azınlık ya da azınlıklar vardır, bu tarihin ve doğal hayatın normal akışının bir gereğidir, demiştik. Ancak hiçbir ülkenin ve milletin başı; azınlıklar nedeniyle Türkiye kadar belaya girmemiştir. Azınlıklar meselesi, 200 yıldır Türkiye’nin başına beladır.  Hâlbuki gerek Osmanlı döneminde gerekse Cumhuriyet döneminde azınlıklar tam bir eşitlik ve özgürlük içinde oldukları gibi aktif ayırımcılık ve aktif korumacılık dahi görmüşlerdir. Osmanlı döneminde vatan evlatları cepheden cepheye koşarak şehit ve gazi olurken azınlıklar askerlik dahi yapmayıp paşa paşa hayat sürmüşlerdir. Azınlık cemaatleri, azınlık vakıfları ve azınlık iktisadi teşekkülleri hem yasalarla güvence altına alınıp korunurken, hem de sürekli maddi dış desteklerle çok güçlü bir konumda olmuşlardır. Bu güçlü konum ve diğer bazı nedenlerle gazetelerde dergilerde, televizyonlarda, diğer medya kuruluşlarında, holdinglerde, ticari şirketlerde, banka ve finans kuruluşlarında azınlık mensuplarının ağırlıkları hep hissedilmiştir. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir azınlık bu kadar üst bir statü elde edememiştir. Buna rağmen ülkemize hep azınlıklar adı altında dayatmalar yapılmış ve başına türlü türlü dertler açılmıştır. Soylu atalarımızda; daha Bursa’nın fethiyle başlayan ve İstanbul’un fethinde zirve yapan azınlıkları yasal güvenceye alma, baş tacı etme, koruma ve geliştirme alışkanlığı hep var olmuştur.

      Gerek sosyologlar, gerek tarihçiler, gerek siyasiler ve gerekse uluslararası anlaşmalar; Türkiye’de azınlıkların Yahudiler, Ermeniler ve Rumlardan ibaret olduğunu kabul etmektedir. Bulgarlar ve Sırplar gibi Hristiyan azınlıklar Rum; Süryani gibi azınlıklar  da Ermeni sayılmaktadır.

Başta İngiltere, Rusya, Fransa, ABD gibi bazı büyük devletler; Osmanlı İmparatorluğu topraklarını parçalayarak paylaşma yarışına girdiler. 18. Yüzyıldan başlayarak günümüze kadar değişik şart ve şekillerde devam eden bu paylaşma yarışında; Türkiye’deki azınlıklar büyük devletler tarafından hep bir araç olarak kullanıldılar ve kışkırtıldılar.

      Trakya’da Yunanlılar, Bosna-Hersek ve Bulgaristan’da Sırplar ve Slavlar, daha sonra da Anadolu’da Rumlar ve Ermeniler, Ortadoğu ve Balkanları hâkimiyetleri altına almak isteyen büyük devletlerin gizli veya açık yardımlarıyla ayaklandılar.

      Mondros Mütarekesinde azınlıklara daha da büyük hak ve imtiyazlar verildi. Hatta üstüne üstlük başta Rumlar ve Ermeniler olmak üzere bir takım azınlıkların Anadolu toprakları üzerinde Devlet kurmaları için kararlar alındı.

      Bunlar; Paris Barış Konferansı ve Sevr Antlaşmasında da uygulama sahası buldu. İzmir Rumlar tarafından işgal edildi. Anadolu’nun içerilerine doğru bir Yunan işgali başladı. Öyle ki; Yunanlılar Polatlı’ya kadar olan özbeöz Türk yurdunu büyük katliamlar ve zulümler yaparak işgal ettiler. Hâlbuki Atina neresidir, Polatlı neresidir?

      Aynı şekilde; emperyalistlerin açık desteğiyle Karadeniz’de de Pontus çeteleri bir Rum devleti kurmak maksadıyla faaliyete geçmişti.

      Uygulamaya konulan plan; azınlık diktatörlüklerine dayalı kukla ve uydu devletler kurarak Anadolu’da Türklüğü ve İslamlığı bitirmekti.  Emperyalistlerin bu planı hiç eskimedi ve günümüzde de birçok coğrafyada sürdürülmektedir.

      Filistin’de nüfusun ancak yüzde onunu oluşturan Yahudilere dayalı emperyalistlerin kuklası ve maşası olan İsrail Devleti kuruldu. Bu devlet her geçen gün yeni işgallerle ve tüm dünyadan toplanıp getirilen Yahudilerle büyütüldükçe büyütüldü.  Bunun sonucunda milyonlarca Filistinli öldürüldü ve milyonlarcası da mülteci durumuna düşürüldü.  Gayri meşru bu durum fiili hale getirilerek, Filistin halkının acıları, yok edilişi halen görmezlikten gelinmektedir.  Üstüne üstlük meşru hakları için mücadele eden Filistinliler terörist bile ilan edilmektedir.

      Azerbaycan’a bağlı Karabağ’da nüfusun yüzde yirmisini geçmeyen Ermenilere de bağımsızlık adı altında işgal ve terör devleti kurduruldu. Yetmezmiş gibi, Karabağ dışındaki Azerbaycan topraklarının da yüzde yirmisi Ermenilere işgal ettirildi. Milyonlarca Azeri mülteci durumuna düşürüldü, yüz binlercesi de soykırım ve katliamlarla yok edildi. Şükürler olsun ki Ermenilerin 30 yıllık bu işgali, Türkiye’nin de desteğiyle sona erdirilebildi. 

      Suriye’de de azınlıktaki Kürtler adına, Kürtleri temsil etmeyen PKK terör örgütünün YPG şubesine bağımsızlık bahanesiyle devlet kurdurulmaya çalışılıyor, işgal ve soykırım yaptırılıyor. Araplar ve Türkmenler öldürülüyor, sürülüyor, nüfus ve tapu kayıtları yok ediliyor. Türkiye tüm gücüyle ve tüm emperyalistleri karşısına alarak, coğrafyanın asıl sahipleri Arap, Türkmen ve Kürtlerin de desteğini alarak bu fiili duruma son vermeye çalışıyor.

      Cumhuriyetimizin kuruluşunu resmileştiren Lozan Antlaşmasında da azınlık olarak belirtilen gruplar; Rumlar, Ermeniler ve Yahudilerdir. Diğer gruplar azınlık olarak kabul edilmez ve Türk sayılırlar. Azınlık olarak sayılan bu gruplar, ilkokul ve lise eğitimlerini bu antlaşmayla da güvence altına alındığı şekliyle kendi okullarında verebilmektedir.

      Lozan Antlaşmasıyla gerçekleşen bir diğer olay da Türk- Yunan Nüfusu Mübadelesidir.  Antlaşma gereği yaklaşık olarak 1.200.000 Anadolu Rum’u ülkeden ayrılırken yerine 500.000 Müslüman Yunanistan Türkü Türkiye'ye göç ettirilmiştir. Konu iki devlet arasında 1930 Ankara Antlaşmasına kadar tartışma konusu olmaya devam etmiştir. 1935 yılında  çıkarılan azınlık milletvekili kontenjanları ile azınlıklar gruplarının mecliste temsili garantilenmiştir. V. Dönem TBMM milletvekillerinden (1935-1946) Mihal Kavakoğlu, Abravaya Marmaralı, İstamat Zihni Özdamar, Nikola Taptaş ve Berç Keresteciyan Türker bu dönemin ilk milletvekilleridir.

      Türkiye’de İlk seçimlerin yapıldığı 1877 yılında Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında toplam 115 milletvekilinden 46 tanesi azınlık mensubuydu (kontenjan usulüyle). 23 Nisan 1920’de TBMM açılıncaya kadar oluşturulan 5 Meclis-i Mebusan’da neredeyse hep üçte bir oranında azınlık milletvekili seçtirildi. Bu azınlık milletvekilleri; çoğunlukla Osmanlı’nın yıkılması, parçalanması ve Anadolu Türklüğünün yok edilmesi amacına hizmet ettiler. 1935 yılında başlayan TBMM’de azınlık milletvekili bulunması uygulaması daha sonraki yıllarda da sürdürüldü. Hem CHP’nin tek parti iktidarı döneminde, hem Demokrat Parti iktidarında mecliste hep azınlık milletvekilleri oldu. 1960 İhtilaliyle oluşturulan kurucu meclis ve senatoda toplam 5 azınlık mensubu yer aldı.  Şu anki meclisimizde de üç azınlık mensubu milletvekili vardır. 

      “Türk Yurttaşlığı” kavramı, milletimizin ve vatanımızın birlik ve bütünlüğü ile doğrudan ilişkilidir.  Anayasa’nın 66. maddesinde “Türk Devleti’ne yurttaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” ilkesine yer verilmiştir. Bu ilke, evrensel bağlamda ülkesi ve ulusuyla bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti’nde; bireysel insan hakları yönünden eşitliği sağlamak için getirilmiştir. Bunun sonucu olarak meclislerimizde hep azınlık milletvekilleri de yer almaktadır.

       Azınlık milletvekilleri, hem kendi mensubu bulundukları azınlıkların, hem de azınlık sayılmayan diğer tüm vatandaşlarımızın haklarını, geleceğini, birlik ve bütünlüğünü gözetmek ve milli olmak zorundadırlar.  Türk Yurttaşlığı kavramı; herhangi bir etnik gruba ayrıcalık tanınmasını önleyen birleştirici ve bütünleştirici bir temeldir.

       Ama ne yazıktır ki mevcut durum tam tersidir. Azınlık milletvekilleri, en başta içinden geldikleri ve mensubu bulundukları azınlığın hakları, eşitliği ve özgürlükleri için ve bununla beraber tüm Türk vatandaşlarının hakları, eşitliği ve özgürlüğü için çalışacakları yerde; sadece ve sadece emperyalistlerin emelleri doğrultusunda çalışmaktadırlar.

      Bir gün bir bakıyorsunuz bunlardan biri çıkmış; Karabağ ve Azerbaycan’ın kurtuluşu mücadelesinde açıkça milli çıkarlarımıza ters davranarak hem Azerbaycan’ı soykırım yapmakla suçlamış, hem de        Azerbaycan’a emperyalistlerin müdahale etmesini istemiştir. 

      Başka bir gün yine ortaya çıkmış ve sözde soykırımın mecliste kabulünü istemiştir.

      Yine bir gün bir tweet atmış;  Atatürk ve silah arkadaşlarına soykırım suçlamasıyla hakaret etmiştir.

      Bir diğeri, şehit haberlerini duyunca sevinç zılgıtları çekmiş ve Mehmetçiğin Kuzey Irak’taki terör mücadelesine kara çalmaya çalışmıştır. 

      Tecavüz suçlamasıyla yargılanıp beraat eden başka bir azınlık mensubu milletvekili ise bir yandan Atatürk’ün kurduğu ve 1960 Anayasasından beri anayasal bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığına ve ödeneklerine karşı çıkmış, diğer yandan da Kilise ve Sinagoglarla bunların görevlilerine devletin maaş bağlamasını istemiştir (Osmanlıdan devralınan İslam vakıf mülkleri vakıflar genel müdürlüğüne verilirken, azınlık vakıf mülkleri kilisenin olmuştur).  Yunanistan’ın tüm borçlarının Türkiye tarafından ödenmesi gerektiğini bile söyleyenler olmuştur.

      Tekrar söylemek gerekirse, azınlıklar bizim gerçeğimizdir. Azınlıklar, yurttaşlık bağıyla bu vatana bağlıdırlar. Her azınlık mensubu bizim vatan kardeşimizdir. Azınlıklar da eşit yurttaşlık haklarına sahiptir ve olmalıdırlar. Azınlık mensubu yurttaşlarımız, hem meclise seçildiklerinde, hem de meclis dışında her zaman önce kendi mensubu oldukları azınlıkların haklarını ve eşitliğini savunmalılar, sonra da tüm yurttaşların eşitliğini ve haklarını savunmalıdırlar. Bunları yapmayıp emperyalistlerin emelleri doğrultusunda ülkenin birliği ve bütünlüğüyle vatanın bölünmezliğine zarar verici faaliyetlerde bulunduklarında bunun adı elbette “vatan hainliği”nden başka bir şey olmayacaktır.

      Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde, tek bir devlet, tek bir bayrak ve tek bir ulus(millet) vardır;  birden çok ulus yoktur. Türk Ulusu içinde değişik kökenli bireyler olsa da hepsi Türk yurttaşıdır. Tarihsel bir gerçek olan “Türk Ulusu”  olgusu yerine, ırkçılığa dayanan ayrılıklar, azınlıklar kabul edilemez. Türkiye'de yaşayan herkes, her inancın, her dinin ya da mezhebin, kamu düzeni ve ahlak kurallarıyla çatışmayan gereklerini, ister açıkta isterse özel olarak, serbestçe yerine getirme hakkına sahiptir. Kanun önünde herkes eşittir. Kamu hizmet ve görevlerine kabul edilme, yükseltilme, onurlanma, ya da çeşitli mesleklerde ve iş kollarında çalışma bakımından kimseye hiçbir engel yoktur. Özel ve ticari ilişkilerde, her çeşit yayınlarda ve açık toplantılarda herkes dilediği dili kullanabilmektedir. Elbette resmi bir dil vardır ve bu dil Türkçedir. Ancak; Türkçeden başka bir dil konuşanlara;  özellikle mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri için her türlü kolaylıklar sağlanmaktadır.

      Bu temel hakların ve özgürlüklerin hepsi tüm yurttaşlarımız için de geçerlidir. Hiçbir Türk’e öz yurdunda garip, öz yurda parya muamelesi yapılamaz.

      Hiçbir yurttaşımız bu haklar ve özgürlüklerin azlığından ya da çokluğundan da asla şikâyetçi değildir.

      Ancak herkesin tek bir beklentisi vardır; o da herkes tarafından Türkiye Cumhuriyetinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne, Türk Bayrağı’na, Türk inanç ve töresine, Türk Milletinin birlik ve beraberliğine kesin bir saygı ve bağlılık duyulmasıdır. 

      Saygılarımla.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
09Kas

AZINLIKLAR MESELESİ

25Ekm

TURNUSOL KAĞIDI

18Ekm

HADDİNİ BİLMEK

29Eyl

MAVİ VATAN

07Eyl
saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
uğur soğutma aş