Çırpınırdın Karadeniz Şiirinin ve Azerbaycan Milli Marşının Şairi Ahmet Cevat - Ahmet KARAKAŞLI

Çırpınırdın Karadeniz Şiirinin ve Azerbaycan Milli Marşının Şairi Ahmet Cevat


          Ahmet Cevat; hayatı, acıları, mücadelesi, şiiri, kalemi, duyguları ve şahadetiyle örnek bir Müslüman Türk kişiliğidir. Uzun yıllar boyunca unutturulmak istenen ve Türk gençliğinden gizlenen Ahmet Cevat’ı yeni nesillerimize mutlaka öğretmeli ve tanıtmalıyız. Ahmet Cevat’ın hayatını ve mücadelesini öğrendiğimizde, aynı zamanda yaşadığı dönemin tarihini, olaylarını ve kültürel hayatını da öğrenmiş oluyoruz. Ahmet Cevat, sadece milli bir şair değil aynı zamanda güçlü bir fikir ve mücadele insanıdır.  Azerbaycan’ın Ermenistan, İngiltere ve Sovyet Rusya’ya karşı verdiği bağımsızlık mücadelesinde milli kahramandır.

          Ahmet Cevat, 5 Mayıs 1982’de Gence yakınlarındaki köyünde doğdu. 6 yaşındayken babasını kaybetti. İlk eğitimini köy okulundaki Molla Medrese’de almaya başladı. 7 yaşındayken Kur’an okumayı başararak medresenin en yetenekli öğrencilerden biri olarak göze battı. 1906’da Gence’de Şah Abbas Mescidi bünyesindeki medresede eğitim hayatına devam etti. Burada Arap, Fars ve Rus dillerini de öğrendi. İlk şiirlerini de bu yıllarda yazmaya başladı. Medreseyi bitirdiği 1912 yılında Balkan Savaşı’nın patlak vermesi üzerine Kafkas Gönüllü Kıtasına katılarak Trakya cephesinde Osmanlı Askeri olarak savaştı. Bu savaştan sonra Batum’a geldi ve Şükriye Hanım’la evlendi. Bu yıllarda Rusların ve Ermenilerin katliamlarından ve zulümlerinden kurtulan insanlara yardım gönüllüleri içinde aktif olarak yer aldı.

1920’de Azerbaycan, Bolşevik Rusya tarafından işgale uğrayınca Kafkas halkları için daha acı ve zorlu bir hayat başlıyordu. Ahmet Cevat da sürekli bir takip, taciz ve gizli polis Çeka’nın zaman zaman tutuklamalarına maruz kalıyordu.  Sovyet Rusya’da Stalin döneminin başlamasıyla birlikte artık sürgün, soykırım, asimilasyon ve nüfus yapısını değiştirme politikaları çok daha acımasızca ve çok daha yoğun bir şekilde uygulanmaya başlamıştı.1935’te Bakü’ye gelmeyi ve Azerbaycan Devlet Neşriyat Kuruluşu’nda işe başlamayı başardı. Ancak, 1936’da fikirlerinden duyulan korku ve şüpheler nedeniyle görevinden alındı. 

1937’de sahte ve uydurma suçlamalarla tutuklandı ve askeri mahkemenin kararıyla idam cezasına mahkûm edildi. 13 Ekim 1937’de kurşuna dizilerek şehit edildi. Muhterem Eşi Şükriye Hanım da evlatlarından ayrılarak Sibirya’ya sürgüne gönderildi. Evlatları 18 yıl annelerinden ayrı bırakıldı ve bir kez bile görüştürülmedi. Kırım Tatarları, Ahıska Türkleri gibi daha birçok halk da o dönemde yapılan soykırım ve sürgünlerden nasibini almıştı. 1958 yılında Sovyet Yüksek Mahkemesi,  Ahmet Cevat’a yapılan suçlamaların asılsız olduğu sonucuna vararak beraatına karar verdi.  Önce öldür, sonra yargıla ilkesi bir kez daha hayata geçirilmişti.

            Azerbaycan edebiyatçısı Prof. Dr. Yaşar Karayev, Ahmet Cevat için“ Şair gibi doğdu, şair gibi yaşadı ve şair gibi öldü” demiştir. Şiirleri berrak bir Türkçeyle ve coşkun akan ırmaklar gibidir. Onun için vatan sadece Azerbaycan değil Türklerin yaşadığı tüm coğrafyadır. Türk vatanına, Türk Bayrağına ve Türk Milletine büyük bir heyecan ve büyük bir tutkuyla bağlıydı. Bu uğurda ölümü göze almıştı. 1914 yılında Azerbaycan yardım heyetiyle birlikte Kars’a geldiğinde işgal altındaki halkın perişan halini görünce;

“Sordum garip minareden, akşam oldu ezan hani?

Baykuş konmuş minberlere, diyen hani duyan hani?”

dizeleriyle başlayan “Ne Gördümse” şiirini yazmıştı.

           Birinci Dünya Savaşı sürerken, Rauf Orbay’ın komutasındaki Hamidiye Zırhlısı’nın Karadeniz’de Rus donanması karşısında zaferler kazandığı Bakü sokaklarında yankılanınca, büyük bir heyecanla hala dillerden düşmeyen;

“Çırpınırdın Karadeniz, bakıp Türk’ün Bayrağına

Ah ölmeden bir görseydim, düşebilsem ayağına”

dizeleriyle başlayan “Çırpınırdın Karadeniz” şiirini yazıvermişti.

             Ahmet Cevad, Osmanlı Devletinin kurduğu ve Azerbaycan’ı kurtarmaya gelen Kafkas İslam Ordusu için de:

“Ey şanlı ülkenin şanlı ordusu, Unutma Kafkas’a geldiğin günü

Gelirken kovmaya Turan’dan Rus’u, Ayağını Karadeniz öptü mü?”

dizeleriyle başlayan şiirini yazmıştı.

          Ahmet Cevat, milli şairimiz Mehmet Akif’in çağdaşı olup Azerbaycan’daki eş milli şairimizdir.  1992 yılında Ebulfez Elçibey,  Sovyet Rusya’dan bağımsız Azerbaycan Cumhuriyetini ve kuruluşunu ilan ettiği gün Ahmet Cevat unutulmadı. 1920 yılında üç renkli bayrağa ithafen yazdığı Azerbaycan Marşı tekrar Milli marş olarak kabul edildi.

"Soranlara ben bu yurdun; anlatayım nesiyim:

Ben çiğnenen bir ülkenin hak bağıran sesiyim"

diyerek kendini anlatan Ahmet Cevad ‘ı unutmuyor, unutturmuyor ve her zaman rahmetle anıyoruz.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
uğur soğutma aş