İZMİR’İN YUNANLILARCA İŞGALİ - Ahmet KARAKAŞLI

İZMİR’İN YUNANLILARCA İŞGALİ


     Tarihimizin en acı ve ibretlik olaylarından biri 15 Mayıs 1919'da İzmir’in emperyalist batı desteğiyle Yunan askerlerince işgalidir.

     Paris Konferansı sırasında ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya'nın başını çektiği İtilaf Devletleri 12 Mayıs 1919’da İzmir’in işgal edilmesine karar verdi. Amiral Calthorpe, karşı koymaları önlemek ve Türklere zaman bırakmamak için işgal kararını sadece 10 saat kadar önceden haber verdi.

     İzmir’deki Türk yönetimi İtilâf Devletlerinden işgalin Yunanlılar tarafından değil de diğer büyük devletlerce yapılmasını istediyse de bu istek kabul edilmedi. Sabah saat 5’ten itibaren İzmir'in telgraf iletişimi kesildi. 57. Fırka Kumandanı Şefik Bey, durumu derhal Harbiye Nezaretine bildirdi.

     Haberleşmeyi aniden kesenler bir gün önce karaya çıkarılmış olan İngiliz bahriyelileriydi.

     15 Mayıs sabahı erken saatlerden itibaren Türk ve Rum ahali sokaklara çıkmış, Kordon ve Rum mahallesi Yunan bayraklarıyla donatılmıştı. Gece Amalthia matbaasında Türkçe ve Rumca basılan, Zafıriu tarafından kaleme alınmış olan beyannameler halka dağıtıldı. Bu beyannamelerde, İzmir civarının askerî işgal altına alınacağı ve herkesin işiyle gücüyle uğraşarak, devletlerin müzakere sonucu verdikleri karara güvenmeleri isteniyordu.

     Saat 8 civarında 6 Yunan nakliye gemisi, yanlarında bir İngiliz savaş gemisi ile limana girdi ve iskelelere yanaştı Yunan askerleri karaya çıkarken, İzmir kiliselerinin çanları çalmaya başladı. Yerli Rumlar “Zito Venizelos” (Yaşasın Venizelos) bağırışları arasında askerlere çiçekler fırlatıyordu. İzmir Rum Metropoliti Hristostomos, altın sırmalı elbiseler giyerek işgalcileri hararetle karşılıyor ve kışkırtıcı nutuklar atıyordu. Metropolit ve Aya Fotini’nin rahipleri, Yunan bayrakları önünde diz çökerek ağlaşıyor ve ilâhîler söylüyorlardı.

     İlk çıkan Yunan müfrezelerinin bir kısmı, hemen Pasaport Polis Karakolunu işgal ettiler. Yunan askerleri sokak başlarını tuttular. Yunan alaylarından birisi Göztepe, diğeri tam aksi yönde ilerleyerek, İzmir’i işgale başladılar. Bir Yunan Birliği saat kulesini geçip, Kemeraltı’nın girişine geldiği sırada ilk kurşun patladı ve 3 metre genişliğinde bir bayrak taşıyan en öndeki Yunan askeri yere devrildi. Bunun üzerine Yunan askerleri mitralyözlerle Müslüman halkın üzerine kurşun yağdırmaya başladı.

     Büyük bir izdiham yaşandı. Kemeraltı caddesini dolduran Türkler doğuya, İkiçeşmelik istikametine doğru panik halinde kaçmaya başladı. Yunan askerleri kaçanlara ateş açmaya devam ediyordu. İlk anda otuz beş metrelik bir mesafede 100'ü aşkın Türk, Yunan askerlerince vuruldu.

     Türk askeri kışlasına da ateş açan Yunan askerlerine, kışlada bulunan Türk subaylar kendilerinin ateş etmediğini göstermek için beyaz mendiller sallamalarına rağmen, Yunan ateşi daha da şiddetlendi. Bazı subaylar şehit oldu.

     Yunan ateşi kesilince, dışarıdaki Yunan zabitlerinden subaylara dokunulmayacağına dair şeref sözü alındı. Ali Nadir Paşa, yanında Kolordu Kurmay Başkanı Abdülhamit Bey ve 56. Tümen Kumandanı Hürrem Bey, arkasından da diğer subay, astsubay ve erler kışlanın önüne çıktı. Ali Nadir Paşa’ya subaylara dokunulmayacağına dair söz veren Yunan subayı, Paşanın şakağına tabancasını dayadı. Yunanlı bir yüzbaşının ihtarı üzerine tabanca geri çekilmişse de subay, Paşanın kalpağını yere çarparak Paşayı tokatladı.

     Kışladan alınan subay ve erler Pasaport’a kadar bir kafile halinde yürürlerken, balkonlardan üzerlerine taşlar atıldı, küfürler edildi. Yerli Rumlar önde gidenlerden tutabildiklerini bıçakladılar. O sırada çok büyük bir yağmur sağanağının başlaması kitle halinde Türklerin öldürülmesinin önüne geçti. Türk askerleri kışladan çıkarılmadan önce üzerlerinde bulunan her şey alınmıştı.

     Elleri yukarıda yürütülen subaylar içinde, Averofdan karaya çıkmak isteyen Yunan askerlerine daha önce izin vermemiş olan Süleyman Fethi Bey de bulunuyordu. Fethi Bey de diğer subaylar gibi “Zito Venizelos” şeklinde bağırtılmak istenmiş, kabul etmediği için de süngülenmişti. Karşıyaka vapur iskelesinde de Yunan askerleri bir binbaşıdan çizmelerini istediler, binbaşı istediklerini yapmayınca süngüleyerek şehit ettiler. Sağ kalanların büyük kısmı tevkif edilerek Patris vapuruna hapsedildiler. Patris’de de subaylara işkenceler yapıldı ve bir kısmı şehit edildi. Rumlar tarafından o gün yakalanan polis ve jandarmalar da öldürüldü.

     Olaydan 15 gün sonra bile denizden birçok ceset çıkarıldı. Bu cesetler arasında boğazlarından zincirle birbirine bağlanarak denize atılıp boğulmuş üç polisin cesedinin de sahile vurması dikkati çekti.

     İzmir’deki olaylar, Denizli Kalem Reisi Miralay Tevfik Bey’in Harbiye Nezareti’ne çektiği telgrafta şu şekilde anlatılmaktadır: “Dünden beri İzmir’den alınan malumata nazaran, işgalin yalnız İzmir şehri istihkâmâtına münhasır kalmayıp, Yunan askerinin evvela İzmir kışlasında toplu bulunan askerlerden 300 kadarını şehit ettiklerini ve bir kısım askerin de silâhları ile dağlara çekildikleri maruzdur. Mülkî memurlar da Yunanlıların bu tür muamelelerine maruz kalmışlardır. İşgal sabahı neşredilen beyannameler dolayısıyla Türk memurları göreve gelmişlerdir. Hükümet binası karşısındaki askerî otelin üst katında mevzilenen Yunan askerleri binaya ateş etmeye başlamışlardır. Çekilen beyaz bayrak kâr etmemiş, içeri giren askerlere, valilik makamında oldukları anlatıldıysa da mülkî memurların çoğu dövülmüş, üzerlerinde bulunanlar alınmış ve jandarmaların formaları sökülmüştür. Mülkî memurların kafilesi Pasaport önlerine geldiğinde yerli Rumlar Yunan askerleri tarafından yapılan saldırılardan birinde Kolağası Mustafa Necati Bey süngülenerek öldürülmüştür. O gün kışlada babasının yanında bulunan oğlu, bunu görünce babasının naaşı üzerine yatarak çırpınmaya başlayınca, çocuk da süngülenerek yaralanmıştır. Vali İzzet ve diğer memurlar binadan çıktıktan sonra Yunan mümessili bir otomobille yanaşarak İzzet ve oğlunu kendi otomobiline bindirmişti. İzmir’de mezalim başladığı sırada birçok kadın ve çocuk Ziraat Bankası girişindeki merdivenlere sığınmış, Yunan erleri süngülü tüfekleriyle bu kalabalık arasına dalarak, buradaki bütün kadın ve çocukları süngülemiştir. Türklerin Yunan askerlerince öldürülmeleri dolayısıyla, bütün Kordon, kışla civarı ve hükümet binasının önü cesetlerle dolmuş, bu cesetlerden çoğu, ayaklarına ve boyunlarına demirler bağlanarak denize atılmışlardır. Yedi sekiz yaşındaki çocukların da aralarında bulunduğu Mekteb-i Sultanî talebeleri izci oldukları bahanesiyle tutuklanmışlardır. Limandaki kayık ve vapurlara ateş açılmış, bir İtalyan vapuru da bu ateşe maruz kalmıştır. Yunanlılar, İtalyanların Türklere silâh verdiğini, silâhların bu kayıklarla taşındığını ileri sürmüşlerdir.

     İzmir fecayiine dair gelen raporların özetlenmesi ile hazırlanan yazıda: “…Yunan askeri tarafından yapılan işgalde, gerek Yunan askeri ve gerekse yerli Rum ahali tarafından islâmlara yapılan mezalim ve fecayi hiçbir memleketin düşman tarafından darben işgalinde bile görülmüş ve işitilmiş değildir….” denmektedir.

     Yapılan bütün bu mezalim sırasında, Bozkaya civarında dokuz, Seydiköy civarında da bazı Müslümanların açıkta bırakılan cesetlerini defne hiçbir Müslüman cesaret edememiştir. Gureba Hastanesine 200 cenaze getirilmiştir. Bir kısım Türk cesetleri, Bahri-baba Parkındaki bir gereç çukuruna doldurulmuş, hapishane yakınındaki Jandarma Dairesi civarının da cenazelerle dolu olduğu görülmüştür.

     Olaylar sırasında, vaka mahallini gezen Amerikalı subaylardan çoğu duruma müdahale etmemiştir." şeklinde anlatılır.

     Babıali işgal saatlerinde İzmir ile haberleşip, tedbirler almaya çalışırken, İzmir’in işgali haberi gelmiştir. Bu haber üzerine Padişahın emri ile, Sadaret dairesinde bir toplantı yapılarak İngiltere, Fransa, İtalya ve Amerika Fahrî Komiserlerine birer nota verilmiştir.

     İşgal günü Aydın’dan çekilen bir telgrafta, İtilâf Devletleri tarafından işgal edilen İzmir ve Kolordu ile haberleşmenin kesildiği, işgalin mahiyetinin anlaşılamadığı, ahalinin heyecanda olduğu İstanbul’a bildirilmiştir.

     İzmir’deki olayları, ertesi gün tahliye olunan bir telgraf memuru şöyle anlatmaktadır: “….. Dün dört buçukta tahliye olundum. Elde ettiğim birkaç memurla haberleşmeye başladık. Haberleşme ve posta muamelesinin yapılmasını İngiliz telgraf memuru söylemiş, onun beyanına dayanarak başladık. Telgrafhane İngiliz müfrezesince işgal altındadır. 15 Mayıs saat yedide Yunan askeri tarafından işgal başladı. Biraz sonra Kordon’da ve hükümet civarında silah sesleri duyulmasıyla, Yunanlılar bunu saldın sayarak rastladıklarını toplayıp çeşitli hakaretlerle hapsetmişlerdir. Bu hakaret herkese yapılmıştır. Yalnız bu sabah birçok gayretten sonra Valinin Calthorpe’a gittiği haberini alabildik. Kumandan ve diğer dairelerden haberimiz yoktur. Karakollar Yunanlıların elindedir. Hükümetimiz adına bizden başka kimse yoktur. Telgrafı okuyunuz, size ne daire ne şahıs olmadığını, tamamının tevkif edildiğini söylüyoruz. Ortalıkta bizden başka kimse yoktur."

     Yunan Başkumandanı General Paraskevopoulos çektiği bir telgraf ile İzmir Hellenizmini selamlamıştır.

     Tarihimizdeki en acı olaylardan birini bize yaşatanları unutmak, onları dost ve kardeş bilmek, yeni katliamların kapısını aralamak değil de nedir.

     Her Türk genci, tarihini iyi bilmeli, dostunu düşmanını doğru tanımalı, geleceğini bu hafıza ile güçlü bir şekilde inşa etmelidir.

     Bu coğrafyada yere düşenlerin ayağa kalkmak için çok şansı olmaz.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
uğur soğutma aş