YUTAN ANNE - Berceste İLTER

YUTAN ANNE


Hababam sınıfını izlemeyenimiz yoktur. Her eğitim seviyesinden, her cinsiyetten, her yaştan... En çok aklımızda kalanlar hiç şüphesiz yaramaz ve sevimli öğrencileri, otoriter ama bir o kadar da yufka yürekli Mahmut Hoca'sı bir de kahkahalarıyla içimizi ısıtan sevgi makinesi Hafize Ana’dır.   

Hafize Ana mavi önlüklü, siyah eşarplı, öğrencileri kendi çocukları gibi seven, besleyen, koruyan temsili bir anne figürü... (Bu arada tesadüf mü bilinmez ama Hafize’nin kelime anlamı bile koruyan kollayan demekmiş.

☺)  Hafize Anamızın bu sevgisi bazen öylesine aşırıya kaçar ki, evlatları gibi gördüğü öğrencilerin mutluluğu için okuldan kaçmalarına ve kopya çekmelerine yardım eder hatta gizli gizli onlara sigara bile verir. Yakışıklı Ferit’in sevgililerini ise pek sevmez. 

Peki ya Öğrenciler?  Liseden mezun olmak gibi bir niyetleri olmayan çocuklarımız(!!) neredeyse 20’li yaşlarını bitirmek üzeredir. Hatta Edebiyat derslerine atanan Semra Öğretmen kendilerinden küçüktür.  Karakterler oldukça yaramaz ve tembel, derslere karşı ilgisiz, varsa yoksa haylazlık yaparak eğlenen tipler… Aslında hiçbirinin zekâ gelişiminde problem olmadığını da başları sıkıştığında geliştirdikleri yaratıcı ve pratik çözümlerden kolayca anlayabiliriz. Onlar hala küçük birer çocuk gibi davranarak yetişkin olduklarını reddeder, dara düştüklerinde ya da kötü sonuçlanan bir olay sonrası sorumluluk almak yerine hemen Hafize Ana’ya koşarlar. Hafize Anacığımız da asla hayır demeden onlara yardım eder.  

Peki, Hafize Ana’nın bu tavırları ne kadar doğru? Çocukları bu kadar korumak ya onlara yarar değil de zarar veriyorsa?  

Hep gülerek izlediğimiz bu filmi hiç böyle düşünerek izlemiş miydiniz?  Bu temsili anne (Hafize Ana) figürü aslında Carl Gustav Jung’un çocuk yetiştirmede ebeveynlik ve hiç büyümeyen çocuk (Puer Eternus Sendromu) konseptiyle öylesine örtüşüyor ki. Hiç karşılaşmamış olanlar için bu kavramı biraz açalım.  

Puer Eternus; kökeni Latince olan bu kelime mitolojide asla büyümeyen ve hep çocuk olan bir Tanrı adıdır. Jung ise bu ismi “büyümeme tutkusu” anlamıyla kullanmıştır. Bir insanın ne kadar büyürse büyüsün, kendi ve başkalarının hayatları üzerinde sorumluluk almak istememesi hali de diyebileceğimiz bu duygu durumunu, filmdeki öğrencilerde çok açık bir şekilde gözlemleyebiliyoruz.  

Büyümeme tutkusuna sahip bu bireyler (ki Peter Pan Sendromu olarak da duymuş olabilirsiniz) sosyal anlamda hiçbir sorumluluk almak istemezler. Önemli kararların verilmesinde çekimser kalmayı tercih ederek, anne ya da babanın karar vermesini beklerler. İşin içinden çıkamayıp bedel ödeyecekleri bir durumda kaldıklarında sorumluluk alamaz ve hemen yakın oldukları ebeveyne sığınırlar. Daha çok haz odaklıdırlar çünkü her ne olursa olsun, anne ya da babaları onları koruyacaktır.  

Carl Gustav Jung bu duruma neden olan ve onu pekiştiren bariz bir ebeveyn davranışının varlığından söz eder. Büyümeyi reddeden, hayatın acı tarafıyla yüzleşmekten kaçan erkek yetişkinleri incelediğinde, anne figürünün babaya kıyasla daha etkili olduğunu iddia eden Jung, Yutan Anne Sendromunu gündeme getirmiş. Büyüyememiş yetişkin erkeklerin büyük bir çoğunluğunun kendilerine aşırı bağlı ve kendi hayatından tamamen vazgeçmiş bir anneye sahip olduğunu gözlemleyen Jung, bu tarz anneler için Yutan Anne tabirini kullanmış. (Sadece erkekleri incelemesi de ilginç ☺) Biz genel anlamda hem kız hem erkek çocukları açısından bakarsak, Yutan Anne bilinçaltında evladını kendisine bağımlı kılmak adına onları aşırı bir şekilde koruyan, çocuklarını hayatın acı tarafı ile yüzleştirmek istemeyen, sonucunda çocuk kaç yaşında olursa olsun onun hep çocuk kalmasına yol açan bir figürdür.

Yutan Annenin çocuğuna karşı sergilediği tüm bu tavırları sevgi adı altında yapıyor olduğu düşünülse de Jung evlada gösterilen bu sevgiyi bencillik olarak nitelemiştir. Jung’a göre bu anne figürünün bilinçaltı evlatlarının sevgisine o kadar muhtaçtır ki bu sevgiyi kaybetmemek adına evlatlarının tüm isteğini yerine getirerek kendine bağımlı hale getirir.

Annelerin çocuklarına olan aşırı sevgisi ile birleşen onları kaybetme korkusu maalesef çocuklarının hayatlarını kontrol etmeye çalışmalarıyla sonuçlanıyor. Çocuklarını öylesine içselleştiriyorlar ki farkında olmadan çocuğun kendisinden kopmasına izin veremiyor, onun yeni bir birey olduğunu kabul edemiyorlar.

Hatta evlilik çağı gelmiş olsa da; adaylar asla Yutan Annenin çocukları için yeteri kadar iyi olmuyor. Eğitim ya da iş hayatı için annenin yaşadığı şehrin dışında bir yerde yaşamak mı? O da neymiş!? Komşu iller belki bir seçenek olabilir (!) ☺ 

Demem o ki, aşırıya kaçan anaç tavırlar belki de annenin kendisini değersiz hissetmeme adına dışa vurulan davranışlar olarak gözlemleniyor. Ancak sonuç olarak bu çocuklar bir şekilde bağımlılık açısından risk taşıyor. İleride sahip olacakları arkadaşlık ya da aile ilişkilerinde bağlılık ve bağımlılık kavramlarını ayırt edemeyebiliyorlar.  

Lakin ben bu Yutan Anne olayına biraz taktım. Bana göre Jung’un bu teşhisinde annelere biraz fazla yüklenilmiş gibi... Bağımlı bir çocuğun sorumluluğun tamamen annelerin üzerine atılması hoş değil. Ya hu bu çocukların babaları da var!! ☺ 

Söz konusu durum için bence Yutan Ebeveyn tabiri kullanılmalı. Gerçi Jung’un yaşadığı yüzyılın ataerkil perspektifinde her durumda kadınların suçlanması zaten bir alışkanlıktı. (Bu başka bir yazının konusu olarak şurada dursun. ;) ) Öte yandan bizim gibi Ortadoğu ülkelerinde ataerkil düşünce hala 20. Yüzyılın başlarındaki kadar acımasız. Toplumda anne olmamayı tercih eden ya da olamayan kadına yazık (!). Kadının rüştünü ve saygınlığını yalnızca anne olduktan sonra kazandığı göz önünde bulundurulduğunda, zar zor anne sıfatıyla saygı görebilmeyi başarıp ardından bunun elinden gitmesine izin vermek istemeyişi, bahsettiğimiz durum için başka bir yorum olabilir elbette. Her ne olursa olsun Yutan Ebeveyn olmamak umuduyla… 

“Çocuklarınız Sizlerin Bedenlerinden Çıkan Yabancılardır. Onların Bedenlerine Sarılabilirsiniz Belki Ama Hayallerine Asla…’’ (Anonim)

Berceste @berthesilea

alisoydemir09@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

Yorumlar / 3

  • Nur | 19 Şubat 2022 03:03

    Enfes bir yazi.Yaziniza Hafiza Ana metaforuyla baslamaniz konuya canlilik katmis.Sanirim yutan ebeveynler “curling parents” tabirindeki anne baba tipleleriyle benzerlik gosteriyor.Kaleminize saglik

  • Elif | 14 Şubat 2022 16:02

    Çok başarılı...

  • Elif | 14 Şubat 2022 14:17

    Kalemine sağlık Bercesteciyim harika tedbirlerin olmuş.Hiç bu açıdan bakmak gelmezdi akla.Aslinda kendini gerçekleştirme deki eksikliğin ana kaynağına odaklanmışsın. Bağımlı kişilikler ve devamı kısır döngüsü.Eşlerine ve ailelerine gösterilmesi gereken ilgi sevgi ve şefkatin bu hastalıklı bağlılıktan kopamama sonucu yeni bireylerdeki boşluk ,eziklik ,değersizlik ,tutunamama...

YAZARIN SON 5 YAZISI
27Mar

2. Bölüm MEDENİ DOĞA:

25Şub
14Şub

YUTAN ANNE

25Oca

HAYIR DEME(ME)K

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
uğur soğutma aş