ATATÜRK’Ü ANLAMAK - Etem ORUÇ

ATATÜRK’Ü ANLAMAK


Küçük beyinler kişilerle, orta beyinler olaylarla, büyük beyinler projelerle ilgilenirler.”                             Anonim                                                                                                                              

Bir ülkenin kalkınması, gelişmesi büyük ölçüde o ülke bireylerinin psikolo­jik gelişim basamaklarında belirli bir yere gelmeleriyle mümkün olur. Bugün ge­lişmiş ve gelişmekte olan ülkelere baktığımızda en temel farklılığın bireysel geliş­mişlik düzeyinde yaşandığını görürüz. Büyük Atatürk, Osmanlı Devletinin küllerinden yepyeni bir Türkiye Cumhuriyeti kurduğunda kimliksiz bir toplumun gelişip ilerleyemeyeceğini de çok iyi biliyordu. Bir ulusun önce bir dili ve tarihi olmalıydı. “Bir Türk dünyaya bedeldir. Türk güven, çalış, öğün” derken kimlik ve kişilik kazandırmaya çalışıyordu. Türk Ocaklarında Ulus olmanın bilincini yaratmayı, yıllardır horlanan Türk kimliği ve Türkçeyi öne çıkarıyordu. Türk Ocaklarında ırkçılığın aşırı boyutlara ulaştığını görünce de bu kurumu kapatarak yerine Halkevlerini kurdurmuştur.                 

19 Şubat 1932’de Türk Ocakları’nın yerine, 14 yerleşim biriminde Halkevleri kuruldu. Afyon, Ankara, Aydın, Bolu, Bursa, Çanakkale, Denizli, Diyarbakır, İstanbul, Eskişehir, İzmir, Konya, Malatya ve Samsun’da açıldı. 1951’de Halkevlerinin sayısı, 478’i buldu.Halkevleri’ne bağlı Halkodaları’nın sayısı; 1951’de 4322’ye ulaşmıştı.Bu kurumda, Dil, Tarih, Edebiyat, halkbilimi, Güzel Sanatlar, Spor, Halk dersanaleri ve kurslar. Kütüphane ve Yayın, Köycülük, Mize ve Sergi gibi eğitimler veriliyordu. 

Atatürk’ün ilk kez Türk Ocakları kapatıldıktan sonra 29 Ekim 1933’te Onuncu Yıl Söylevinin sonunda söylediği, “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözünü de doğru anlayamadık. Sadi Borak, Atatürk’ün Gizli Oturumlarda Konuşmaları yapıtında bunu açıklık getirmekte.” Bu söyleme göre Atatürk, etnik kimliğe övğü yapmamış, bir üst kimliğe vurgu yapmıştır” denilmektedir. Ne yazık ki “Ne mutlu Türküm diyene” sözünün içerdiğinin anlaşılması yerine,  ezberletilmeye çalışılması ve söylenmesi, bazı çevrelerin bu sözü başka anlamlar vermesine neden olmuştur. Atatürk’ün bu ve diğer sözleri­nin birçok anlamlar içerdiğini ve bu anlamların birtakım ideolojik yönlendirmeler­den uzak ancak psikoloji ve sosyolojinin verileriyle daha iyi anlaşılabileceği kanısındayız.                                                                                          

Atatürk’ün  erken ölümünden sonra Atatürkçülük de özünden saptırılmaya çalışılmıştır. Devrimleri örselenmiş, temel görüşleri olan ilkelerinin içi boşaltılmaya başlamıştır. Zaman içinde kurdurduğu kurumlar, ( Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu gibi) kurumlar ya kapatılmış ya da içi boşaltılmıştır. Yaptırdığı fabrikalar da satılıp yağmalanmıştır.       

Atatürkçülük, Atatürk’ün koyduğu devrimler ve temek görüşleriyle bir bütündür. Bunun şu kadarını alalım da şurasını çıkaralım demek Atatürkçülüğe yapılmış en büyük bir darbedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin sonsuza değin yaşamasını istiyorsak bu devletin çimentosu olan Atatürkçülüğü iyi anlayıp, eğitim düzenimizi çağdaşlaştırarak, bu doğrultuda gençler yetiştirmemiz. Bu gençlerimizi de poliitikada ve devlet yönetiminde en üst düzeyde görevler vermemiz gerekir. Lafla ne Atatürkçülük  ne de yurtseverlik olmuyor. Üretmeyen ve rahatını kıyamayan insanların bu topluma verecekleri hiçbir şey yoktur.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
15Eyl

YALNIZIM

09Eyl

ATATÜRK’Ü ANLAMAK

04Eyl

ATÇALI KEL, KELOĞLAN MI?

19Ağs

ANABELEN ya da BÜYÜK MENDERES

05Ağs

BİR BEN VAR

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
uğur soğutma aş