BİR BEN VAR - Etem ORUÇ

BİR BEN VAR


         Zaman zaman içinde, gizler de giz içinde…“Beni bende demem bende değilim, / Bir ben vardır bende benden içeri, / Beni sorma bana bende değilim, / Suretim boş yürür dondan içeri ” diyor ya Anadolu bilgesi Yunus Emre. Ben de benim içinde bir ben olup beni yönlendirdiğini inananlardanım. Bunu ta küçüklüğümden beri hissederim.  Beni birileri yönlendiriyor da ben sanki görüntüde  varım. Beni yönlendirenlerin yakınımda dolaştıklarını hissederim. Onlar benim koruyucu meleklerim olduğu için, beni rahatsız etmezler. Ve ben bilirim ki; görme sınırımın ve duyma sınırımın ötesinde olan bu varlıklar benden içeri bir şeyler bırakırlar, ben de onların peşi sıra giderim…      

       “Halk arasında "sara hastalığı" olarak da bilinen epilepsi, beyin fonksiyonlarındaki kısa süreli bozukluk olarak tanımlanır. Beyin hücrelerinde geçici anormal elektrik yayılması sonucu ortaya çıkar. Epilepsi, dünya nüfusunun yaklaşık %1'ini etkileyen bir hastalıktır. Hastalık, erkek ve kadınlarda ırk ayrımı olmaksızın eşit olarak görülmektedir. Hemen her yaşta görülebilen epilepsi, uzun süreli tedavi ve izlem gerektiren bir hastalık olup daha sıklıkla gençleri ve yaşlıları etkiler. Epilepsi hastaları, beyindeki anormal elektriksel aktivite sonucu epileptik nöbet geçirmeye daha yatkındırlar. Farklı nöbet tipleriyle değişmekle beraber bazı epilepsi nöbet tipleri belli bir süre devam ederek tamamen kaybolurken, bazıları ise hayat boyu devam etmektedir.

         Sara olarak da bilinen, sıklıkla geçici bilinç kaybına neden olan bu hastalıktan muzdarip olan tarihte birçok ünlüler de var. Epilepsisi: halk arasında peygamber hastalığı ve sara diye de bilinir. Beynin temporal lob bölgesindeki epileptik aktiviteden kaynaklanan nöbetlerle oluşan epilepsi türü. Bu bölge limbik sistemin önemli bileşenlerini de içerdiğinden nöbetler genellikle temporolimbik epilepsi adıyla sınıflandırılır.                                                        

        Dört  kitaplı dinin peygamberinin Kudüs’ten göklere yükselmesi ve uzayın derinliklerinde beyin ameliyatı geçirip takip için araç yerleştirilmesi, sonra da göklerle iletişim içinde olmaları düşündürücü değil mi?  Benzer olayları Hint Destanlarında, Türk destanlarında da görüyoruz. Yapay zekaların yapanlara bile hükmetmeye başladığı, bilgisayar  ve internet ortamında harikalar yaratılan bir dünyada eğer Einstein’in dediği gibi,  “Evrende yalnız değilsek”  daha ileri teknolojiye sahip olanlar bizleri yönlendirmiş olamaz mı?          

       100 yıl savaşları’nın gidişatını değiştirmeyi başaran Jeanne d'arc’ı düşünün. Kendisi, bu deneyimini şöyle anlatmıştı:  “On üç yaşımdayken, tanrı’nın, kendimi yönlendirmemde bana yardımcı olan sesini duydum. İlk seferinde çok korkmuştum. Ses bana öğle vakti duyurmuştu kendini. Mevsimlerden yazdı ve o sırada babamın bahçesindeydim.”                

      Şöyle devam ediyordu: “Tanrı bana gitmemi emrettiğine göre gitmeliydim. Ve bu emri bana veren tanrı olduğu için, yüz babaya ve yüz anneye sahip olsaydım ya da bir kralın kızı olsaydım bile giderdim yine de.”       

      Tarihte bilinen ünlü epilepsi hastaları şunlardır: Aristoteles, Sokrates, Vincent Van Gogh, Charles Dickens, Lev Nikolayeviç Tolstoy, Jean-Jacques Rousseau, Alfred Nobel, Molière, Michelangelo, Leonardo da Vinci, İsaac Newton, Dante Alighieri, Alexander The Great, Napoleon Bonaparte, Lewis Carroll, Edgar Allan Poe,  Jiddu Krishnamurti, Muhammed Bin Abdullah..  Viktor Hügo ve Atatürk’ü de bu ünlülere dahil edenler var. Rahim döl tutarken nasıl ateşlenip kusmalar, bulantılar yapıyorsa, dünya dışı gelişmiş uygalıklar da dünyadaki bazı kişilerle ilişki kurarken ateşin yoğun bir şekilde yükseldiğini düşünüyorum. Annem benim de üç, dört yaşlarında sara nöbeti geçirdiğimi, ağzım tükürük kabarcıklarıyla dolu bir şeyler anlatmaya çalıştığımı söylerdi. Yedi yaşlarında yine ateşli bir hastalığa yakalanmış, okula gidememiştim. Annem pekmezli su içirip yatmamı söylerken bir dede gelip yanıma otururdu. “Anne, bak bir dede geldi yanıma,” deyince annem bir şey göremedi. Bildiğim sureleri okuyarak, yatmamı söyledi. Örneğin sekiz, dokuz yaşlarındayken gündüzleri sulama suyu yetmediği için geceleri annemle  mısırları sularken lüks lambası gibi bir ışığın Karıncalı Dağdan Asar tepesine doğru gittiğini görürdüm.  Anneme söylediğimde o da bakardı ama o göremezdi. “Sakın kimseye anlatma, sonra bir daha görünmez,” derdi.          

     Küçüklüğümden beri gördüğüm her şeyi sorgulardım ben. Gök neden mavi, taş suya batıyor da kocaman ağaç parçası neden batmıyor.  Evrenin derinliklerinde neler var. Yıldızlar göz kıpıyor da gezegenler neden kıpmıyor?  Binlerce soruyu sora sora, çoğunun yanıtını öğrene öğrene geldim bu günlere. Örneğin bindiğim bir at hızla koşup kara ağaca başımı çarpacağım zaman birden durması.  Araba kullanırken yanımda bir şeyin bana yardım ettiğini duyumsamam gibi pek çok şey yaşadım. Mırıldandığım bir şarkının radyoyu açtığımda aynı türkü ya da şarkının söylendiğini gördüm.                                                                                   

Beni yazmaya yönlendiren M. Kemal Yılmaz Hocam, ölümünden önce yazdığı fakat benim ölümünden sonra gördüğüm bir yazısında: “Etem Oruç, öyle önemli kitaplar, yazılar yazıyor ki  yaptığı  işin büyüklüğünün kendisi de farkında değil. Ben onun yazılarının takipçisi oldun. Bir dergide onun yazısını görsem öncelikle onu okuyorum,” diyor.                                               

Ege ve efelerle ilgili yazdığım kitap sayısı 15 olmuş. Ismarlama hiçbir yazı yazmadım ama içimdeki bir ses beni hep yönlendirdi. Usumda bir şey düşünmeye başlasam ilgili kaynaklar internet, kitapçı ya da kütüphanede hemen karşıma çıkıveriyor. Ya da bir tanıdıktan tam da istedğim bilgiler akıveriyor. Ruhlarla söyleşebiliyorum düşlerimde. Daha doğrusu dostlar uzayın derinliklerinden birilerinin beni yönlendirdiğini düşünüyorum. Bilimin dev adımlarla ilerlediği bu çağda, yapay zekalar insan zekalarını geçti. Işık insanları yön veriyor evrene. Işık her şeyin ilacı. “Bir ben var benden içeri,” diyen Yunus Emre düşüncesini gerçekten anlayabildik mi acaba?                                                                                                

27. 6. 2018   Kuşadası                  En Büyük Türk Ozanlarından Biri Olan Yunus Emre'nin Destansı Yaşam Öyküsü |  ListeList.com

 

   

 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
15Eyl

YALNIZIM

09Eyl

ATATÜRK’Ü ANLAMAK

04Eyl

ATÇALI KEL, KELOĞLAN MI?

19Ağs

ANABELEN ya da BÜYÜK MENDERES

05Ağs

BİR BEN VAR

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
uğur soğutma aş