İÇİMDEKİ IŞIK - Etem ORUÇ

İÇİMDEKİ IŞIK


İÇİMDEKİ IŞIK

       Karapınar ovasına keten ve pirincin ekildiği 50’li yıllar. Sivrisineklerin binlercesi arı oğulu gibi geliyor. Sıtma kırıp geçiriyor köyü. Köyün sıhhiye memuru Hulusi abi sarı kinin dağıtıyor. Akşam oldu mu ne dışarıda oturabiliyorsun ne de cibindirik olmadan yatabiliyorsun. Çocuklar oldukça cılız. İki çubuk, bir davul. İskeleti çıkmış Afrikalılar gibi. Sıtma yetmezmiş gibi bir de epilepsi ( sara) hastalığına yakalanmışım.

      Doktorlar sara hastalığını şöyle açıklıyorlar. Beyin, milyonlarca sinir hücresinden (nörondan) oluşmuş, çok karmaşık bir yapıya sahiptir. Nöronların aktiviteleri kendi kendilerini düzenleyen mekanizmaya sahiptir. Nöronlar, bilinç, hareket, konuşma, bellek, heyecan, vücudun duruş şekli vb. işlevlerden sorumludurlar.Yani vücudumuzu yöneten merkez beyindir ve bütün aktiviteleri beynimiz sayesinde yapmaktayız.

     İşlevler, beyin hücreleri ile vücudun bütün kısımları arasından akan çok az miktardaki elektrik yükleri sayesinde gerçekleşmektedir. Yani beyindeki hücreler arasında elektriksel bir bağlantı vardır. İşlevlerin birinde ya da birkaçında meydana gelecek geçici kesintiler veya istemsiz düzensizlikler”nöbet” olarak tanımlanabilmektedir. Yani merkezi sinir sistemi hücrelerinin beklenmedik, aniden elektriksel boşalması sonucu epilepsi ortaya çıkar.

      Epilepsi, beynin normal elektriksel işlevlerinde, zaman zaman kısa kesintiler ve düzensizlikler meydana getiren nörolojik bir durumdur. Nöbet esnasında normal yapı, olması gerekenden çok daha yoğun, kesikli, elektrik boşalmaları ile bozulur. Bu durum ise, kişinin bilincini, vücut hareketlerini ve duygularını kısa bir süre için etkileyebilmektedir.

      Ateşler içinde nöbetler görünce babam o günün zor koşullarında at sırtında Nazilli’ye doktora götürmüş. Sıcak bir yaz günü, bazen cayır cayır yanıyormuşum, bazen de titriyormuşum. Neyse ilaçları alıp köydeki tek odalı eve yatırıyorlar beni. Annem de ocak başında ekmek  pişiriyor. Bir ışık hüznesi indi evin içine, sanki güneş eve girdi. Ben fırlayıp kalkıyorum yataktan. Işığın içinde nur yüzlü bir dede görünüyor.

      Ben “Anne dede geldi” derken annem bakıyor ama bir şey göremiyor. Dede gülümseyerek eliyle bana dokunuyor, ışık içime giriyor. Dede de ışık olup kayboluyor. İşte yıllardır o ışığı içimde taşıyorum ben. Geceleri yatağa uzanıp gözlerimi kapasam da hep o ışığı gürüyorum. Görüyorum da o olaydan sonra korkudan mı neden bilmiyorum, kekeme olmuşum . Bir şey söyleyeceğim zaman kekelemekten isteğimi anlatmakta zorlanıyordum. Biraz iyileşmişim 6 yaşlarında, o zaman da “okula gideceğim” diye tuturmuşum.

      Muhittin Öğretmen okuma yazmayı öğrenenlere kendisinin yaptığı oyuncak cip veriyormuş. Yusuf’la aynı sırada oturuyoruz. Nasıl da çalışıyoruz derslerimizi. Bir gün öğretmenimiz, “Sizleri telefonla konuşturacağım,” dedi. Elle çevrilen manyotolu telefonlar. Öğretmen kolunu üç, beş kez çevirerek Kuyucak karakolundaki bir subayla konuşup ahizeyi konuş diye bana uzattı. Heyecenla beraber konuşamıyorum.

     Karşıdaki subay, “konuşsana” diye bağırınca ben ahizeyi elimden atıyorum. O günden sonra kekemeliğim daha da arttı. Yıllarca da telefonla konuşmak istemedim… Köyde bir gelirimiz olmadığı için babam Nazilli Pamuk Araştırma Çiftliğinde gece bekçiliğine girdi.. Annem de babam da kendileri okula gidemedikleri için beni okutmak için can atıyorlar. İlkokul bitince babam beni Nazilli’ye götürdü. Kayıt zamanında da Nazilli Atatürk Ortaokulu’na kayıt ettirdi.

      İyi de içimde öylesine bir heyecan var ki… Köyden gelmişim, üstelik de kekemeyim. Şehir çocuklarıyla nasıl başedeceğim… Babam çok hevesli, bana yeni okul kıyefeti, çanta aldı. Numune çiftliği şehrin dışında olduğu için oranın taşıtıyla gidip geleceğiz. Ziraat Mühendisi Galip amcanın oğlu Mehmet’le aynı sınıftayız. İlk dersimiz Türkçe, güleç yüzlü, genç bir bayan öğretmen girdi sınıfımıza. Adını yazdı tahtaya, Bilge Çoğulu.

      O kadar güzel konuşuyor ki birden ısınıverdim. Sırayla öğrenciler kendilerini tanıtıyorlar. Adı, soyadı, hangi okuldan geldiği… Sıra bana geldiğinde heyecan ve kekelemeliğimden ötürü adımı söyleyemiyorum. Kekeledikçe sınıftaki öğrenciler gülüyor. Ben terleyip titriyorum… Bilge Öğretmenim yanıma geldi. Elimden tuttu, buz gibi elim. Sonra saçlarımı okşadı. Dışarı çıkarıp çeşmeden yüzümü yıkadı. “Sen biraz hava al burada,” diyerek sınıfa gitti.

      Sonra da beni çağırttı. O günden sonra her derste bana söz verip konuşturdu. Kekelesem de sınıftaki arkadaşlarım gülmediler. Ben konuştukça kendime olan güvenim arttı. Sonradan öğrendim ki öğretmenim ben yokken sınıftaki öğrencilere uyarmış… Aradan yıllar geçti. Ben öğretmen okuluna Ortaklara gittim. Orayı bitirdikten sonra İzmir Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü bitirdim, Türkçe öğretmeni oldum.

     Nazilli Atatürk Ortaokuluna atandım. Türkçe Öğretmenim Bilge Hanımı görür görmez elini öptüm. Boynuma sarıldı, ikimiz de ağlıyoruz. Sonra elimden tutup öğretmenler odasına götürüp öğretmenlerle beni tanıştırdı. “Öğrencim” derken sesi gururla yükseliyordu. En mutlu öğretmenlik yıllarım o okulda geçti. En küçük bir sıkıntımda Bilge Hanım hep yanımda olurdu.

     Sonunda emekli oldu. Kuşadası NÖTESTİK’te evi vardı. Bir yaz günü ben de Kuşadası’ndayım. Evine gittim, nasıl sevindi. Eşi Avukat Nevzat Beye beni tanıtırken gözlerinin içi gülüyordu. Aradan iki ay geçti mi bilmiyorum. Bir haber aldım, Bilge Hanım kalp krizinden sonsuzluğa uçmuş. O denli üzüldüm ki dünyam karardı. Canım öğretmenim, o kekeme öğrencinin onlarca kitap yazdığını görsen, ne çok gururlanırdın. Dedenin ve senin içime bıraktığın ışık durmadan aydınlatıyor beni. Nur içinde yatasın. Yıldızlara yoldaş ol da hep aydınlat gecelerimizi…

Fotoğraf açıklaması yok.

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
22Tem

ÖĞRETMEN OLMAK

08May

NAZİLLİ VE KÜLTÜR

22Oca

YAŞANTIM

23Ara

KUBİLAY’IN  ŞEHİT EDİLMESİ

10Ara

İÇİMDEKİ IŞIK

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
uğur soğutma aş