KEŞKE YUNANLILAR… - Etem ORUÇ

KEŞKE YUNANLILAR…


         İkibinli yılların başları. Kuşadası-Kasım Yaman parkı kıyısındaki Avcılar Kulübünün bahçesinde Mustafa Kemal Yılmaz Hocam ve İsmail Dirim abiyle oturuyoruz. İsmail Dirim abinin yaşam öyküsünü içeren, “Kuşadalı Bir Yurttaş” kitabını yazmanın ön görüşmelerini yapıyoruz. Mustafa Kemal Hocam, İsmail abinin ne denli duyarlı biri olduğunu anlatıyor.    

        Tam bu sırada İsmail abi Kasım Yaman Parkı'ndaki çöp toplayan turislere bakıyor. Dayanamadı, fırladı yerinden. Kadın erkek çöp toplayan turislere selam vererek o da çöp toplamaya başladı. Kahvedekiler de İsmail abiye bakarak gülüyor. Çöpler bitince İsmail abi kızgın bir şekilde kahveye geldi. İsmail Dirim; ”Keşke Yunanlılarda kalsaydı buralar. Her yer çöplük gibi. Elin insanı gelip bizim pisliğimizi topluyor. Biz onlara bakarak gülüyoruz. Sisam Adası’na da gittim. Her yer tertemiz. Bir tek poşet yok yerlerde. Plastik sandelyeler de yok, agaç sandalyeler var. Doğaya sahip çıkmayı, korumayı biliyorlar. Bizim plajlar pislik dolu. Adam sahile karpuz kucaklayıp geliyor. Yiyip içip pisliğini bırakıp gidiyor. Ben her gün kıyılardan pislik topluyorum. Utanıyorum be insanlığımdan. Menderes nehri zehir akıyor. Tarlalar çoraklaşıyor. Doğa yakılıp yok ediliyor. Yunan’da kalsa belki daha temiz olurdu buralar….”  dedi.                                                                                   

         İsmail abi kızgınlıkla söylüyordu ama Mustafa Kemal Hocam da ben de kızmıştık. Mustafa Hocam, İsmail abiye elini uzatarak. “İsmail böyle dersen kitabını da yazdırma ha…” diyordu. O güzel insanların ikisi de sonsuzluğa uçtular. Bugün Kadınlar Denizine gittim. Yerler oldukça pis. Bizim insanlar karpuzunu, yiyeceğini, içeceğini toplayıp gelmişler. Yiyip, içip pisliklerini atıp gidiyorlar. Turislere bakıyorum, ellerinde kitap, güneşlenirken kitap okuyorlar. En küçük bir pislik de bırakmıyorlar.                                                      

        Atatürk dönemi insanlarının resimlerini bakıyorum. Oldukça çağdaş giyimli. Şimdilerde sahiller şalvarlı, peçeli insanlarla dolmaya başladı. Atatürk:” Çağdaş giyinmeyen insanlar çağdaş düşünemezler” derken ne kadar güzel söylemiş. 1950’lilerde başlayan tarikatlaşma hareketleri toplumu bu hale getirdi. Fevzi Çakmak, “Tarikatlar sömürgeci ülkelerin ileri karakoludur” derken bu günleri göstermiş…

       İnsan gibi yaratılmak Tanrının, doğanın bir lütfu, İnsan olmak doğduktan sonra okuyup, kendini geliştirip, erdemli bilgilerle donatarak varılan bir sonuç. Kolay değil insan olmak. Kendini yapılmasını istemediğin bir davranışı sen de başkasına yapmayacaksın. Davranışlarını çeki düzen vererek sorgulayıp yargılayacaksın…                                                          

        Büyük Menderes, Küçük Menderes, Gediz Nehri, Ege’nin can damarı ırmaklarımız zehir akıyor. Tarlalar çoraklaşmış, üretilen ürenleri de değerinde alan olmuyor. Denizlerimiz, kıyılarımız pislikten geçilmiyor. Atatürk’ün çağdaş ülkesini ne hale getişrdik. Etkili ve yetkili olanlar duyarsız. Utanıyorum insanlığımdan. Kızılderililerin dedği gibi; “Beyaz insan bir gün kendi piliğinde bogulacak…” 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
22Kas

ZEYTİN VE IŞIK

09Kas

YÖRÜK NİNEM

28Ekm

ATATÜRK'Ü ANLAMAK

25Ekm

YARA

16Ekm
saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
uğur soğutma aş