SANATÇI OLMAK - Etem ORUÇ

SANATÇI OLMAK


                                                                            Derler ki, insan olmak güzel sanatları sevmekle başlar. Sanat insanı aşılı insan yapar. Bilgi ve birikimle ufku  açılır. Herkesin göremediğini görür, duyamadığını duyarsın. Etkin, tepkin, olaylara bakışın değişir. Ön yargılarını aşarsın. Daha doğrusu yaşadığın toplumun yüzde 80’ine göre farklı, hatta hastalıklı insansın. Seni ağlatan, isyan ettiren duygular onlar için anlam taşımaz. Onlar önünü göremezken sen dağın ardını görensindir. Senin söylediklerini yıllar sonra anlayıp, “haklıymış” derler.                       

        Sanat, güzellik karşısında duyulan heyecan ve hayranlığı uyandırmak için insanın kullandığı yaratıcılıktır. Sanat, insandaki güzeli sevmek ve ondan estetik bir zevk almak duygusundan doğmuştur. Güzeli daha iyi gören, anlayan, onu kendi görüş ve duygusuna göre anlatan ender insanlara da sanatkar ya da sanatçı denir.            Bunların her biri gerçeği olduğu gibi değil, kendi hayallerinde yaşattıkları gibi betimleyerek  doğadaki güzellikleri kendi duyuşlarına göre yansıtırlar. Herkesin göremediği güzellikleri gösteren ve anlatan ender insanlardır.            Sanat, bir duyguyu yaşayan insanın, o duyguyu bilerek ve isteyerek başkalarına aktarma olayıdır. Haz, insan ruhunu yüceltir ve yükseltir. Sanat, bizde en derin varlık bilinciyle en yüce duyguları ve en asil düşünceleri uyandıran ve bilinçli bir yaşamın ifade edilmesidir. Bir duyguyu uyandırmak için, o duygu önce yaşanır,  sonrasında hareketler, çizgiler, renkler, sesler ya da sözcüklerle ifade edilen biçimlerle yeniden canlandırılır. Aynı duygu başkalarının da yaşaması için aktarılır. Günümüzde sanat deyince, "Güzel Sanatlar" anlaşılır. Güzel Sanatlar başlıca dokuz kola ayrılır. 1- Edebiyat  2- Müzik 3- Mimarlık 4- Heykel 5- Resim  6- Tiyatro 7- Sinema 8- Dans  9- Fotoğrafçılık…. 
       Bunun gibi, "Güzel Sanatlar Okulu", ya da "Akademisi" de Güzel Sanatlar'dan yalnız göze ait olanlarının, mimarlık, heykelcilik ve resim sanatlarının öğretildiği okullardır. Ötekilere "Edebiyat Fakültesi" ve "Konservatuvar" denir. Göze ait sanatlara, yani şekil ve çizgiye ait sanatlara "şekli sanatlar" denir.                       Sanatın özellikleri; bu özellikler sanat hakkında bir düşünce verse de kavramı bütünüyle kapsamadığı gibi kavramı oluşturan gerekli koşullar da değildir: İçerdiği düşüncelerin akla kolay gelir türden olmaması. Birçok farklı katmanda algılanabilme özelliği olması ve değişik yorumlara açık olması. Bir beceri izlenimi vermesi. Kendini bilinç ve bilinçaltı arasında veya gerçek, yanılsama arasında bir oyun olarak göstermesi. İçinde işlevsel amaç dışında bir düşünce  barındırması.       

        Sanatçı; Sanat kollarından birinde başarı gösteren kimseye sanatçı denir. Sanattan önce, sanatçının ruhu vardır. Sanatı bu ruhu yaratır. Sanatçı, duygularının dünyası yanında ruh ve gereksimlerinden doğmuş bir âleme de biçim verir. Sanatçı herkese benzemez. O duyar ve duyurur. O temizleyen, yükselten insandır.   

        Sanatçı, söcüklerin en gerçek anlamı ile özgür olan insandır. Her yeni bilgi, sezgi ile başladığı için, sanatçı, bilginin ve bilgenin daima önünde yürür. Çünkü sanatçının görevi; bilgiyi aşarak, hayatı ve evreni saran gizi aramaktır. Sanatçı, görmediğimizi görerek, sonra bize göstererek, çizgilerin, renklerin ve biçimlerin büyülü dilini bize öğreterek, doğayı güzelleştirir.       

       Sanatçı; bütün’ün çıkarlarını dile getirmelidir. Büyük sanatçı kuvvetini bütünden alır. Aynı vardan var olduğunun bilincindedir. Sanatçı toplumu yansıttığı orantıda değer kazanır; toplum sanatçının geniş ölçüde faydalanması gereken bir kaynaktır. Okuyucu yazarını kendisinin seçtiğini sanır, hiç de öyle değil! Okuyucusunu seçen sanatçıdır.        Gerçek sanatçı yaratıcıdır, imgelemesini diğer insanlarda yaşatmak için yapıtlar yaratır. Kişiliğini kazanmak isteyen bir sanatçı, uzun yıllar hazırlanır, başka sanatçıların etkilerinden kurtulur, kendine özgü bir estetik yaratmasını bilir.  
        Sanatçı olmak zor olduğu gibi sanatçıyla yaşamak da zordur. Onun düş dünyasının derinliklerini göremeyen, iç çelişkilerini anlamayan sıradan kişilerle yaşamak kolay değildir.. Koca Nazım’ın: “ Koskoca bir dev minnacık bir kadın sevdi,” demesinin kökeninde de bu vardır. Sanatçıya gerçek bir eş olabilmiş kaç kişi vardır bu dünyada. Çoğu bu yüzden hep yalnızdır. Sanatçı, yaratanla gönül bağı olan, evrenin gizini kavrayıp da anlatmakta zorlanan kişilerdir. O yüzden Tolstoy; "Sanatçı, çağının en yüksek yaşama anlayışını taşımalıdır" der. Sanatçısı olmayan, sanatçısını değer vermeyen bir topluluğun ulus olması olanaksızdır….   

 

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
15Eyl

YALNIZIM

09Eyl

ATATÜRK’Ü ANLAMAK

04Eyl

ATÇALI KEL, KELOĞLAN MI?

19Ağs

ANABELEN ya da BÜYÜK MENDERES

05Ağs

BİR BEN VAR

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
uğur soğutma aş