YALNIZIM - Etem ORUÇ

YALNIZIM


Yalnızlığın gelip baş köşeye çöreklendiği anlar vardır. Anılara dalarsın. Yaşantın bir film gibi geçer gözlerinden, tutunacak dal ararsın.  Yalnızlığın kolları sarar boynuma. Bir bir yıldızlar kayarken, bırakırsın kendimi kaderin akışına.  Denizlere mi ulaşırsın,  yoksa kurur gider misin  kıraç topraklarda? Yazgı denilen burgaç çeker durmadan derinliklere…             

”Umudunu yitirme” diyorlar, olmayan  şey nasıl yitirir ki… Dayanacak bir omuz arıyorsun zaman zaman. Sırrını açıp içini boşaltacağın. Paranın pulun geçmediği anlarda. Çocukluğunu, annenin sıcaklığını duyumsarsın uzun gecelerde.                                         

İnsanın kendisiyle başbaş kaldığı zamanın adıdır yanızlık.  Anlarsınız ki, insan, aslında en çok geceleri yalnızdır. Tuhaf bir yalnızlıktır  geceler, tutunamazsın. Hele bu koronalı günlerde…  “Dostlarla da yollar ayrılalı bir bir / Gittikçe artıyor yalnızlığımız” diyor ya Cahit Sıtkı…   Yalnızlığın en kötüsü seni anlamayanların arasında kalmaktır.            

Zaman zaman düşünüyorum, insanlar yalnız olduğu için mi sanata yönelirler, yöneldikleri için mi yalnızlaşırlar. Yazarlık, tek başına ormana dalmak, kendi doğrularınla savaşmak mıdır?  Ya da insanlar yeni yeni bilgiler öğrendikçe sıradan insanların dışına çıkıp evrenin derinliklerine dalışı mıdır? Yalnızlık, düşünen, sorgulayan insanların yazgısı mıdır?    Efes’e gidiyorsun, tiyatro alanına, kütüphaneye bakıyorsun, o görkemli yapılar heyecanlandırıyor insanı. Yüzlerce, binlerce yıl öncesinden kalma bir eserin önünde heyecanlanmamak elde değil. O an durduğun yerde kimbilir kimlerin durmuş olduğunu, neler hissettiklerini bir düşün. Binlerce yıl sonra onun durduğu noktada durup  düşünen birini hayal et. Düşünüp ürpermeyen insanları hiç anlamıyorum.

Yаlnızlık insаnа çok şеy öğrеtirmiş. Amа sеn gitmе, bеn cаhil kаlаyım,” diyor Nаzım.  Sаkin bir hаyаtın tеkdüzеliği, yаlnızlığı, yаrаtıcı аklı hаrеkеtе gеçirir.  Albеrt Einstеin:                      “ Gökyüzündеki bütün yıldızlаrı toplаsаm bir tеk sеn еtmеz, fаkаt bir tеk sеn hеpsinе bеdеlsin,” diyor. Yаlnız bir yaşam sürеnlеrin аkıllаrındа, mutlаkа konuşmаyа cаn аttıklаrı bir konu vаrdır… Nereden gelip nereye gittiğimizi  bilemediğimiz gibi evrenin ulaşılamamış derinliğindeki gizler  bekide biz gözler...

  İçindeki yaşam sevincini yitirmiş, olaylara hep olumsuz bakan, etrafa kin ve nefret tohomu saçan insanlarla yaşamaktan usandım. Hem kel, hem de hodul  insanlar, içimizde çimlenen yaşam sevincini de kırıveriyorlar. Yalnızlığın daha da artıyor gün be gün. Hoşgörünün, inceliğin, paylaşımın, sevecenliğin yok olduğu ortamda yaşamakla yaşamamak arasında geziniyorsun. Yalnızlık gün geçtikçe çörekleniyor yüreklerde… 

Birinci cemre yüreğime düştü, ikinci ayrılığa, üçüncü yalnızlığa. Bir suskunluktan bir solgun bezginliğe giden yol oldu. Bekliyorum kendimi düşlerin limanında, acı dolu bir türkünün içinden geçiyorum. Bir yanım ağıt, bir yanım umut. Alıp başımı  gitmek isterim bazen ufkun ötesine, yalnızlığı daha da yoksullaştırarak. Mavinin düşlere daldırdığı yeşilin içindeki  baharlı günlere…  

Avuçlarımda hissediyorum ıssızlığın  sıcaklığını. İç çekişmelerle didine didine kendini arıyorsun yalnızlığın derin burgaçlarında. Yaşam, ters yüz eden çıkmazın sesi. Güneşlenen derenin, başağa duran buğdayın, dağların doruğuna döven rüzgârın sesi. Çağırır sizi sessizce, serenat yapan ayın gölgesi. Kıyılarını okşayan denizin, yatağını aşındıran nehrin, çırılçıplak acı gerçeği. Yoksulluğu oyun edinen çocukların, hiç olmayacak düşlerin ve alçakça devinen tarihin nefesi…Yalnızlıklar yakar yüreğimi için için kav gibi. Durmadan giderken dostlar,  uçurumlar oluşuyor insanlar arasında...                                                                              

Karıncalı Dağın eteğinden  uzandım Ege’ye. Manolyalar, kırmızı güller, unutmabeni çiçekleri karşıladı. Biri bozkırın dili, mavi bir hüzün oldu diğeri. Diyorum ki sessizce,   buralardan çekip gitsem mi ?  Denizden habersiz balık, kitaptan habersiz harf olmak. Derin bir saflıkla bakmak günlere. Bitmeyen bir sevdanın söylenmeyen sözüydü “hoşça kal…”Ne çok yalanlar söyleyip doğruları gizleyerek bastırdık acılarımızı.

Gün gelir anlarsın, yaşadığın, tapındığın her şeyin yalan olduğunu.. Geriye vazgeçemeyeceğin bir aşk, kabullenemediğin yalnızlığın kalır.  Yalnızlık ağrıyan yanım… Koskoca evin içinde yapayalnızsın, konuşacak bir nefes arıyorsun…  Bedri Rahmi: “Evvela dişleriniz döküldü, sonra saçınız,/ Arkasından birer birer arkadaşınız…” diyor ya... Yalnızım dostlar yalnız…Öylesine kalabalık ki yalnızlığımız. Ne yana dönsek kendimize çarpıyoruz.

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
15Eyl

YALNIZIM

09Eyl

ATATÜRK’Ü ANLAMAK

04Eyl

ATÇALI KEL, KELOĞLAN MI?

19Ağs

ANABELEN ya da BÜYÜK MENDERES

05Ağs

BİR BEN VAR

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
uğur soğutma aş