YARA - Etem ORUÇ

YARA


      Kimi insanların yaraları vardır; acı çeker, kıvranır, feryat eder, merhem arar, rahat değildir, sancılıdır. Bu insanlar arayış içinde oldukları üretkendir, ön yargılarını aşıp, sorunlarını sorguladıkları için yepyeni buluşları onlar üretir. Kendileri acı çekmenin ne demek olduğunu bildiklerinden, acı çekenlere merhem olmak için koşarlar.

     Bazı insanların da yaraları yoktur; yaraladıkları vardır. Bu sadist ruhlu insanlar başkalarına acı çektirmekten zevk duyarlar. Bencildirler, benim değilsen kimsenin olamazsın diyerek insan kıymaktan, öldürmekten çekinmezler. Onlar doğanın bir parçası değil, doğanın baş belasıdır. Bireysel olarak düşündüklerimizi devletler olarak da düşünebiliriz.  

    Örneğin, sosyal, sosyalist ülkelerde insana ve doğaya değer verilirken kapitalist ülkelerde paraya ve mala değer verilir. Onlar için insan ve doğa para kazanmak için bir araçtır. Varlıklarına varlık katabilmek için savaş çıkarırlar. O savaşta kaç çocuğun, kaç anne ve babanın öldüğü önemli değildir. Kaç para ya da mal değeri kazandıklarını bakarlar.    Ortadoğu’da Afrika’da ya da başka yerlerdeki sömürgeci ülkelerin çıkardırğı savaşların tümünün özü budur. Savaş çıkarırken de o ülkelerin duyarlı yanlarını sömürmeyi de iyi bilirler. Ya dini, tarikatları kaşırlar ya da ırkçılığı körüklerler. Onlar için her yol mübahtır. Gölgesinde oturmayacakları ağacı keserler. Yaratanı bile sömürür onlar.  

    Sömürgecilerin en büyük düşmanları, halkları aydınlatıp onları gerçekleri gösteren aydınlardır. Sömürgeciler ve yerli işbirlikçiler aydınları hiç sevmezler. Onları yıldırmak, korkutmak için her yola başvururlar. Dövdürürler, tutuk evlerine atarlar, iftiralarla sevenlerinin gözünden düşürmeye çalışırlar. Olmadı öldürürler. Ülkemizde öldürülen tüm aydınların tetikçileri başkaları gibi gözükseler de asıl katilleri kapitalist sömürücülerdir. Vietman’da çekilen şu fotoğraf onların gerçek yüzünü gösteriyor.                                                

    1972 yılının 8 Haziran günü Kuzey Vietnam'da bir tapınakta saklananların üzerine Amerikan uçağından dört napalm bombası atıldı. Sağ kalan çocuklar, elbiseleri, saçları, vücutları yanık içinde, çığlıklar atarak kaçışırken, foto muhabiri Nick Ut kendisine Pulitzer ödülünü getirecek olan kareyi çekti.                                                                        

    Ortada, çığlık çığlığa koşan çıplak kız, Vietnam Savaşı'nın bütün dehşetinin isimsiz simgesi haline geldi. Amerika'yı dünya kamuoyunun önünde güç durumda bırakan, kendi ülkesinde protesto gösterilerine yol açan bir simge.                                                    

   1982'de bir Alman gazeteci fotoğraftaki kızın peşine düştü. Kızın adının Kim Phuc olduğu ortaya çıktı. Bütün vücudu yandığı için Saygon'da 14 ay hastanede yatmış, yanık derisi ayıklanırken her seferinde acıdan bayılmıştı. İleri bir yaşta, kocasıyla gittiği Moskova dönüşü siyasi mülteci olarak Kanada'ya sığınmıştı.                                                  

     O günlerde 34 yaşındaydı, evliydi, 3 yaşında bir oğlu vardı. Astım ve şeker hastasıydı, sık sık migren krizi geçiriyordu. Vücudunun her yerinde silinmek bilmez yaralar taşıyordu, cildi nefes alma yeteneğini kaybetmişti ama yine de "ne talihliymişim ki yüzümde en küçük bir leke bile yok." diye avunuyordu.               

    1995 senesinde Washington'da Vietnam Savaşı'nı anmak için bir tören yapıldı. Kim Phuc da oradaydı. Konuşması için kürsüye çağırdılar:     “O bombaları atan pilotla karşılaşsam, ona geçmişi değiştiremeyiz derdim. Ama bugün de yarın da barışa hizmet etmek için elimizden geleni yapabiliriz..."                      

    Konuşması bitince kürsüden ayrılıyordu ki, eline bir kağıt tutuşturdular. Göndereni işaret ettiler. Kim Phuc önce dönüp adama baktı. Adam orada öylece durmuş, eli ayağı titreyerek Kim Phuc'a bakıyordu. Sonra elindeki notu okudu: "Kim, o adam benim!" yazıyordu.                                                             

    8 Haziran 1972 günü, Vietnam'daki o tapınağa napalm bombası atan uçağın pilotu John Plummer'di orada duran. Savaştan sonra yıllarca kendine gelememiş, ne yapacağını bilememiş, din adamı olmuş, o küçük kızın resmini gazeteden kesip sürekli cüzdanında taşımıştı. Kim Phuc bir an adama baktı, sonra kollarını açarak ona doğru koştu. Hangisinin yarası daha derindi dersiniz? Kapitalizm John Plummer’iyi de kullanıp işi bitince bir kenara atmıştır.

 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
22Kas

ZEYTİN VE IŞIK

09Kas

YÖRÜK NİNEM

28Ekm

ATATÜRK'Ü ANLAMAK

25Ekm

YARA

16Ekm
saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
uğur soğutma aş