Yazarlık ve Yalnızlık


    “Karıncalı dağ duman duman yağmur  olunca , bir ateş düşer yüreğime kıvranırım.”  Yazar, bilim, edebiyat, sanat alanlarında kitap yazan ya da kitap hazırlayan, bir yapıtı ortaya koyan, kalem erbabı kişidir.. Yazma özelliği olan, kendinden bir şeyler katan, üreten kişi. Yazarlar, şairlerle yazmanı karıştırmamak gerekir. Yazar, şair, üreten, doğuran, yaratandır.  Yazman ise eline geçirdiklerini ya da söylenenleri yazandır.                                                          

     Yazar ya da şairin içine  bir tohum düşünce onunla yatar kalkar. Hamile bir kadın gibi zaman zaman sancılı ve dalgındır. İçindeki tohumu çimlendiresiye değin onunla boğuşur, şekillendirmeye, yaratmaya çalışır. Bunları yaparken çevresiyle fazla ilgilenmez. İç dünyasıyla cebelleşir. Yazarın, şairin bu özelliğini bilmeyen sıradan kişiler onu garipserler. Ne garip insan, selam verdim almadı, bön bön bakıp gitti gibi şeyler söylerler. Halbuki o, iç dünyasında bir şeyler üretirken çevresiyle ilgilenmez, yeni şeyler üretmekle meşguldür.             

     Yazarın yüreğine ilk dize ya da büyülü  tohum düştüyse gecelei de uyku tutumaz. Gecenin ortasında fırlar yataktan, yazar da yazar. Omuzundaki yük, içinde doğan ışık eksilesiye değin yazar. Yatasa da yine sancılıdır. Eğer bir roman ya da öykü tohumu taşıyorsa gece gündüz kıvranır. Sabahleyin kalktığınında olay kahramanlarını baş ucunda beklerken bulur. Günaydın diyerek işe koyulur.                                                                           

     Yazar, deniz gibidir. Bazen dalgalanır, köpürür, kayalara vurur başını. İçindeki pislikleri kıyıya çıkarır. Bazen de kıyıdaki pislikleri alıp götürür. Bazen çarşaf gibi durgundur, içinde balıklar oynaşır. Yakamozlaşan sularında renk renk maviler gülüşür. Onunla kucaklaşanlar mutluluğu bölüşür. Yüzdükçe yüzesi gelir derinliklerine.                                     

     Yazar doğaya sevdalı, sesizliğe sevalı kişidir. Doğanın tüm renklerini, çiçekleri sever. Saksısında, vazosunda bir çiçek olmadan rahat edemez. Güzel sanatlarının tümünü doğada gören kişidir o. Bir çiçek açarken, meyveye dönüşürken nasıl sessiz büyürse, o da büyünün peşindedir. Koca Yunus’un dediği gibi, “ Yaratılanı severim yaratandan ötürü,” deyişinde olduğu gibi sevgi eken kişidir yazar.                                                                                     

     Yazarın bu özelliklerini bilmeyen bir kişinin onula anlaşması da zordur. Yazar esin perileriyle buluşurken rahatsız edilmek istemez. Düşüncelerini yazdıgı odanın kapısını da kilitler. Bazen ağlar, bazen de güler. İç dünyasının seliye cebelleşir. Bunu gören kişiler, adam kafayı yemiş de derler. Saatlerce doğum sancıları çeker, kıvranır. Doğurunca yorgun düşer, uzanır…                                                                                                                                 

     Koca Nazım: “Koskoca bir dev, minnacık bir kadın sevdi,” derken kendisini anlayamayanlardan dertlenir. Yazarla yaşayanların en azından güzel santları seven, anlayan kişiler olmalı. O, iç dünyasında bir şeyler üretmek için uğraşırken onu rahat bırakmalı. Yazarın çocuğu olmak da zordur. Babam bizile ilgilenmiyor, konuşmuyor diye yakınırlar. Hatta yazarla komşu olmak da zordur. Uluorta evine girip çıkan olsun istemez. Kişilerle arasında bir sınır vardır.                                                                                                           Kısacası yazar olmak, uçsuz bucaksız bir ormana dalmak, yalnızlaşmaktır. Onu anlayanların sayısı her zaman az olmuştur.  O, kedi iç dünyasında ürettiklerini uygun bir dille  dillendirir. Dedikoduyu hiç sevmez. Çevresindeki sıradan işler onu hiç ilgilendirmez. Rahatsız edilirse çıldırır, isyan eder. Benim işim can vermektir sözcüklere. Canlandırabilmişsem ne mutlu bana.                                                                                                                                            

     Yazar olmak zordur ama yazarla yaşamak da zordur. Hele körler ülkesinde gören göz olmak, zor dosttum zor. Yazar olmak, aykırı bakmak, çile çekmektir. Gabriel Marouez’in “Yüz Yıllık Yalnızlık” yapıtını okuyanlar neler düşündü dersiniz?    Herkes gibi yaşasaydı Nobel ödülünü alabilir miydi?

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
22Tem

BİLİM VE DİN

18Tem

KEŞKE YUNANLILAR…

17Tem

EFE VE EFE YEMİNİ

11Tem

YÖRÜKLERİN DÜŞÜ

09Tem

DÜNÖZLEM

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
uğur soğutma aş