YÖRÜK NİNEM - Etem ORUÇ

YÖRÜK NİNEM


       Sonbaharın kışa el salladığı günler. Gökbele doğru tırmanıyorum. Seytanlı Kavak yapraklarını döktü, dökecek. Rüzgar savururken yapraklarını, yapraklar sanki el ediyor. Mersinli dereye doğru çıkarken Kurudere’nin düzlüğünden dumanlar yükseliyor. Yamaca kurulmuş bir kıl çadır. Çalı, çırpı ile yakılmış  ateş. Sac üstünde mayaılı ekmek, allı pullu giysili bir yörük nine. “Kolay gelsin nine,” diyorum. “Gel yavrum gel, Esma ninenin ekmeği sana da nasip olsun,” derken sactaki ekmeği indirip üzerine tere yağı sürmeye başlıyor.

      İçimde  bir sevgi yeşeriyor dal dal. Anadolu adı boşuna verilmemiş bu topraklara. Ne kin, ne nefret, ırkını, dinini sormadan paylaşıyor Anadolu anaları. Bir tabağın içine  otlu peynir koyup üstüne de zeytin yağı döküyor. Mayalı ekmeği yerken, “Allah razı olsun nine, elin kolun dert görmesin,” diyorum. Esma Nine, “Yörüklerin duası vardır. Tanrım, dert verip hekime, dava verip hâkime düşürmeye. Taş gibi yatasan, kuş gibi kalkasın, deriz. Yataktan kalkınca da önce dağlara bakarız. Mala, maşata nazar değmesin diye.”

      İyi de nine bu dağda ne yer ne içersiniz.                                                                            

     “Şu gördüğün dağlarda, bin bir çeşit ot vardır. Yapraklı , çiçekli birlerce ot. Bunlar bizim kutsal otlarımızdır. Hardal, ebegömeç, kuzu kulağı, köremen, iğnelik, gazayağı… Bağa, dağa çıksan çoğunu bulursun bu otların. Toplar, içine bir avuç bulgur atar, kavurur yersin. Bir de dağda yayılan ineğin, keçinin sütü bu dünyada hiçbir yerde bulunmaz. Bizim süzme yoğurdumuz beyaz  keseye doldurulur, bir hafta ağaçlarda sallandırılır. İyice suyu gittikten sonra apak olur yoğurt,  onu ezer de yeriz.

     Bütün yemeklerde tahta kaşık kullanırız. Yemeklerimizi  kara isli tencerelerde, tavalarda pişiririz. Odun ateşinde pişen yemeğin lezzetini hiçbir şeyde bulamazsın. Çok yörede koyunculuk yaparlar,  biz  keçi yetiştiririz. Neden keçi diyecek olursan? Keçi ulaşılmayacak kayaların içindeki otlara ulaşır da ondan. Keçi suyu pınarın gözünden içer.  Sonra eti yağlı değildir keçinin. Kekik kokulu doğal eti yiyip, Kocaoluk pınarının suyunu içtin mi artık uzun ömürlü olursun. Keçi akıllı hayvandır. Koyun gibi salak değildir. Koyunu kandırırsın ama keçiyi asla.”

     Sağol Esma nine de Yörükler ne giyerler, gelenekleri, töreleri nasıldır?

     “Erkeklerin ayağına  çarık olurdu eskiden, sonra kara lastik giydiler. Şimdilerde, parası çok olan kundura giyiyor, parası az olan kara lastik. Hiç bulamayanlar da yalınayak dolaşıyor. Bu çarık yamandır ha, öküz derisinden yapılır. Yapılır yapılmasına da her akşam suya ıslanır yumuşatılır. Eğer akşamdan ıslatmazsan, ertesi gün ayağını sıkar yara eder.

      Çarık bizim Orta Asya’dan gelen giyeceğimizdir. Benim doğduğum yıllarda çoğu insan yalınayak dolaşır, ayağının tabanı öküz gönü gibi katılaşırdı… Ah çocuğum ah. Bu cehalet her şeyin başı. Bizim insanımız ölümcül olmadığı sürece hastaneye gitmez, doktor bilmez. Ayağına bir şey giymez… Doğa insanıdır Yörükler. Doğada hayvan nasıl yaşarsa öyle yaşarlar ve çok uzun yaşarlar.  Kadınlar  üç etek fistan, üstüne de güllü dallı renkli cepkenler giyerler.”

     Nine, Yörükler için, dağların özgür çocukları diyorlar, nasıl bir yaşatınız var?

     “Biz Yörük kadınları özgürlüğümüze düşkünüzdür. Eşlerimiz de bizlere karşı saygılır. Sormadan bir işe girişmezler. Eğer erkek çok baskınsa, kadını hırpalıyorsa, kadın artık o adamla yaşamak istemiyorsa, bizde Mor Cepken vardır. O mor cepkeni giyer evin önüne oturuveririz.

       O zaman o kadına bütün köyün kadın ve erkekleri sahip çıkarlar. Benim de var o meşhur Mor Cepkenden ama  bugüne kadar hiç kullanmak ihtiyacı olmadı. Kızıma torunuma da olmaz inşallah. Kara sandığın ta dibinde torunlarıma geçer… Ablam dedi ki: ‘ Mor Cepkeni bana Gülbeyaz ninem verdi. Ben de sandığımda saklıyorum.’

      Yörük çocukları çok akıllı olur. Doğar doğmaz dağların temiz havası doldurur ciğerlerine. Annelerine kimisi iki yaşına değin emer. İneğin yağı, keçinin sütü, eti derken güzel beslendikleri için gürbüzdürler. Benim üç oğlum var, üçü de okudular. Biri Denizli’de avukat, ikinci Nazilli’de doktor, üçüncü de Kuşadası’na öğretmen. Herif ölünce ben de çadırda yalınız kaldım ama çocuklarım ilgileniyorlar.

      Teşekkür edip ayrılırken Esma nine, “Yine buyur yavrum,” diyerek el sallıyordu. Pelit çalıları, çakır dikenlerin arasından geçip çam dorukları arasına giderken usuma bir soru takılıyor. İnsanlar komün yaşamdan uzaklaştıkça kendi mezarlarını mı kazıyorlar?

 

 

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
22Kas

ZEYTİN VE IŞIK

09Kas

YÖRÜK NİNEM

28Ekm

ATATÜRK'Ü ANLAMAK

25Ekm

YARA

16Ekm
saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
uğur soğutma aş