BERGEN - İncilay KUŞOĞLU

BERGEN


BERGEN
Yaklaşık bir aydır sinemalarda “Bergen” fırtınası esiyor. Belki yapımcılar da şu an şok
içinde olabilirler. Neden mi? Çünkü izleyici rekoru kırdı. Sinemalar ülke genelinde dolup taşıyor. Sizce bunun sebebi ne olabilir?
Pandemiden çıkıldı,  sinema hasretini gidermek için mi?
“Ağlayalım, deşarj olalım.” düşüncesi mi?
“Bir kadının dünyası nasıl karartılmış, onu görelim.” düşüncesi mi?
Daha pek çok sıralayabiliriz.  Herkese göre sebepler farklıdır.
Bana göre ise; bizim halkımız çoğu zaman zayıfın, garibanın yanında olmuştur. Adeta
Bergen’in kendisi sinemaya gelmiş gibi, ona destek vermek amacıyla sinemaya akın etti. Onun yaşadığı acıya ortak olmak istedi. Filmi izlerken kendinden bir şeyler bulanlar hüngür hüngür ağladı. “Kadın gerçekten de acıların kadınıymış.” deyip duygulanıp ağlayanlar da çok oldu. Ya filmi izleyen analar? “Acaba bizim çocuklarımız da eziyet gördü mü? Gördüyse bize anlatamadı mı?” düşüncelerine kapıldı.
Buzdağının üstü görülür de altını göremeyiz. Göremediğimiz kısımda kim bilir nasıl bir yapıda ve kim bilir neler var? İnsanların ve özellikle kadınlarımızın görünmeyen kim bilir ne çok yaşantıları var? Kapıların arkasında et mi kaynıyor, yoksa dert mi kaynıyor kimse bilmez. Mutlu evlilik yapıyor görünenlerin perde arkasında neler yaşanıyor bilinmez. Bergen gibi sahnelere çıkıp şen şakrak şarkı söyleyenlerin de kim bilir ne sıkıntıları var bilinmez. Para içinde boğulan nice kadınlar var. ”Keşke yerinde olabilsek.” denilen nice kadınlar var. Peki buzdağının altı nasıl?
Evde hemen her gün kavga, bazen dayak. Huzurlu, sakin dosdoğru yemek yenmez. Çocuklarla ilgilenilmez. Çocuklarla ilgilenmek; sadece isteklerini ve ihtiyaçlarını almaktır.
“Ben çok yorgunum.”
“Kimseyle konuşacak halim yok.”
“Ben olmazsam sen bir hiçsin.”
“Sen ne işe yararsın. Beceriksizsin.” 

BERGEN
Yaklaşık bir aydır sinemalarda “Bergen” fırtınası esiyor. Belki yapımcılar da şu an şok
içinde olabilirler. Neden mi? Çünkü izleyici rekoru kırdı. Sinemalar ülke genelinde dolup taşıyor. Sizce bunun sebebi ne olabilir?
Pandemiden çıkıldı,  sinema hasretini gidermek için mi?
“Ağlayalım, deşarj olalım.” düşüncesi mi?
“Bir kadının dünyası nasıl karartılmış, onu görelim.” düşüncesi mi?
Daha pek çok sıralayabiliriz.  Herkese göre sebepler farklıdır.
Bana göre ise; bizim halkımız çoğu zaman zayıfın, garibanın yanında olmuştur. Adeta
Bergen’in kendisi sinemaya gelmiş gibi, ona destek vermek amacıyla sinemaya akın etti. Onun yaşadığı acıya ortak olmak istedi. Filmi izlerken kendinden bir şeyler bulanlar hüngür hüngür ağladı. “Kadın gerçekten de acıların kadınıymış.” deyip duygulanıp ağlayanlar da çok oldu. Ya filmi izleyen analar? “Acaba bizim çocuklarımız da eziyet gördü mü? Gördüyse bize anlatamadı mı?” düşüncelerine kapıldı.
Buzdağının üstü görülür de altını göremeyiz. Göremediğimiz kısımda kim bilir nasıl bir yapıda ve kim bilir neler var? İnsanların ve özellikle kadınlarımızın görünmeyen kim bilir ne çok yaşantıları var? Kapıların arkasında et mi kaynıyor, yoksa dert mi kaynıyor kimse bilmez. Mutlu evlilik yapıyor görünenlerin perde arkasında neler yaşanıyor bilinmez. Bergen gibi sahnelere çıkıp şen şakrak şarkı söyleyenlerin de kim bilir ne sıkıntıları var bilinmez. Para içinde boğulan nice kadınlar var. ”Keşke yerinde olabilsek.” denilen nice kadınlar var. Peki buzdağının altı nasıl?
Evde hemen her gün kavga, bazen dayak. Huzurlu, sakin dosdoğru yemek yenmez. Çocuklarla ilgilenilmez. Çocuklarla ilgilenmek; sadece isteklerini ve ihtiyaçlarını almaktır.
“Ben çok yorgunum.”
“Kimseyle konuşacak halim yok.”
“Ben olmazsam sen bir hiçsin.”
“Sen ne işe yararsın. Beceriksizsin.” 
“Yaptığın yemekler yenmiyor.”
“Sen de kadın mısın?”
“Bol para içindesin.Daha ne istiyorsun?”
“Beni rahat bırakın.” gibi pek çok aşağılayıcı, yargılayıcı, şiddet içeren cümleler sıralanır. Gün gelir ailece bir programa, bir düğüne veya bir eğlenceye gidilir. Mutluluk pozları verilir. “Hayatım, aşkımlar” havalarda uçuşur. Alınan kıyafetler, takılar gözlere sokulurcasına gösterilir. Bazı kadınlar mutlu görünmek adına, her dediğini aldıran, yaptıran kadın görünümü adı altında; “Eşim bana bu takıyı şu fiyata aldı. Bu elbiseyi falanca markadan aldım. Çocuklarıma bile sıradan kıyafet, ya da oyuncak almayız.” diyerek ördek sendromunu
ortaya koyar. “Ördek sendromu nedir?” mi?
Ördekler suda yüzerken kafalar dimdik durur, süzülürcesine yüzerler. Aslında su altında
ayaklar çırpınıp durmaktadır. Ayaklar mücadele ederken su üstündeki gövde güzel bir duruş sergilemektedir.
İşte kadınlarımızın çoğu da böyledir. Evde çırpınırken, dışarıda dik duruş sergilerler. Evde ağlarken, dışarıda gülerler. Hele şu yıllarda sosyal medya bunun en bariz örneğidir. Eşler mutlu pozlar verirler. “Bizi herkes mutlu zannetsin.” derler. Aslında içleri kan ağlamaktadır.
Size bir anımı aktarayım:
İki üç arkadaş bir arada otururken başka birinden söz açıldı. Aramızdaki iki kişi eski
komşuymuş. Konuşulan kişi de ortak bir komşuları.
“Ayşe’nin (asıl adı farklı) eşiyle arası nasıl?” 
“Kötü.”

“Nasıl kötü ya anlamadım? Facede her gün eşiyle fotoğrafını yayınlıyor. “Eşimle şuradayız, buradayız, canım, bir tanem.” gibi sözler yazıp duruyor ya.”
“Evden kavgayla çıkıyorlar. Kapıda gülerek poz verip yayınlıyor. “Komşular mutlu görsünler.” diye düşünüyor galiba? Yine eve akşam girer girmez bağırtı çığırtı. Biz duydukça rahatsız oluyoruz.”
“Biz oradan ayrılalı değişen bir şey olmamış yani?”
“Daha da arttı.”
Evet; maalesef pek çok evlilikler bu durumda. Kadın erkek genelde flört ediyor, sevgili
oluyor ve evleniyorlar. Her nedense evlenince sihir bozuluyor. Ev adeta cehenneme dönüyor. “Evlilikte keramet var.” sözü günümüzde “Evlilikte hezimet var.”a dönüştü. Bunları gören çoğu genç kızlarımız şiddetten korktukları için evliliğe sıcak bakmamaktadır.
Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyuruyor:
“Kişi evlendiği zaman dininin yarısını korumuş olur. Geriye kalan yarısı için de Allah’a karşı
gelmekten sakınsın.”
Saygıdeğer eşler, hayatınızı evlenince cehenneme değil cennete çevirseniz nasıl olur?
Karşılıklı saygı, sevgi, hoşgörü, “Sen dili yerine ben dili” kullanma, empati kurma, hataları ve geçmişi irdelememe, “Ben erkeğim, istediğimi yaparım.” demeden, evde her işi ortaklaşa yaparak, tatlı dil, güler yüzle buzdağının altını da üstü gibi yapabilirsiniz. Toplumumuzda Bergenler çoğalmaz. Analar ağlamaz. Çocuklar ağlamaz.
Mutlu kadın; mutlu yuva demek. 
Mutlu yuva; mutlu çocuk demek. 
Mutlu çocuk; mutlu nesiller, mutlu, huzurlu gelecek demektir. Sağlıklı gelecek, demektir.
Acıların kadınları olmasın, mutluluğun kadınları olsun.

kusogluincilay@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
13Nis
12Nis
11Nis
01Nis

BERGEN

08Mar

OLMAZSA OLMAZIMIZ: KADIN

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
uğur soğutma aş