SULTANÜ’Ş-ŞUARA


Edebiyat dünyasının gök kubbesi kabul ettiğim Üstad Necip Fazıl KISAKÜREK bundan tam otuz sekiz yıl önce aramızdan ayrıldı. Otuz sekizinci yılda kendisine Allah’tan rahmet diliyorum. Mekânı cennet olur inşallah.

Ölümünden üç yıl önce (16 Mayıs 1980) kendisine Türk Edebiyatı Vakfı Sultanü’ş-şuara unvanını takdim etti. Böylelikle o kadar madalyaya birde şairler sultanı madalyası eklendi.

Necip Fazıl Kısakürek çile şairi olarak bilinir. Çünkü kendisi, kendini bilmesinden sonra hep çile çekti. Çok erken yaşlarda annesinin isteği üzerine şair olan, şiir basamaklarını çok hızlı çıkan Üstad bir anda Türkiye’nin parlayan yıldızı olmuştur.

Cumhuriyetin ilk kez yurtdışına eğitim maksatlı göndereceği öğrenciler arasına giren Necip Fazıl Paris Sorbonne Üniversitesine kaydolur. Yurtdışı macerasını kısa keserek yurda döner. Kendini edebiyata vererek edebiyatın her dalıyla ilgilenmiştir. Üniversite ve liselerde hocalık da yapan Necip Fazıl, dönemin siyasi iktidarlarıyla uyuşamadığı için bırakın çalışmayı hapishaneden bile zor çıkabilmiştir.

İlk şiir kitabını 1925 yılında (Örümcek Ağı) çıkarır. Bundan sonra çıkardığı “Kaldırımlar” (1928) ve “Ben ve Ötesi” (1932) şiir kitaplarıyla sanatının zirvesine ulaşır. Bu dönemlerde Varlık Dergisi sahibi Yaşar Nabi, onun için “bir mısraı bir millete şeref verecek şair”  ifadesini kullanır. Türkiye’nin bütün yazar ve şairleri gıpta ile bakmaktadırlar.

Necip Fazıl otuz yaşında iken (1934) yılında Abdülhakim Arvasi Hazretleri ile tanışır ve onun talebesi olur. İşte onu değiştiren, yoğuran ve biçimlendiren kişidir hocası. O zaman kendisi mısralara şöyle dökmüştür olayı:

-Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum

Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.

Evet, bu tarih onun değiştiği veya dünyaya neden geldiğini anladığı tarihtir. Bundan sonra tam kırk dokuz yıl hayatın anlamını yazmaya ve anlatmaya devam etti. O zamana kadar yapılan bütün övgüler bitti.. Kendisine sanat nedir diye soranlara dedi ki:

 

Anladım işi; sanat Allah’ı aramakmış;
Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış..

Milletimiz Necip Fazıl’a çok şey borçludur.  Çünkü o bu milleti köklerinden koparmaya çalışanların karşısında yılmadan mücadele verdi. Manadan uzaklaştıranlara ve ruh köküne kibrit suyu dökenlere:

-Kubur faresi hayat, meselesiz, gerçeksiz;

Heykel destek üstünde benim ruhum desteksiz.

Aynı zamanda bin yıllık İslam kardeşliği ve birliğine sahip çıkmamızı, geçmişi karalamamamızı ve mukaddes emanetin bekçisi olmamızı öğütledi:

-Mezarda kan terliyor babamın iskeleti;

Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?

Dönemindeki bütün edebiyat yarışmalarına giren ve kazanan Üstad, siyasi iktidarın hışmından bir türlü kurtulamamıştır. Dönemindeki siyasi iktidarların hepsinden ceza almıştır.

Adnan Menderes’in iktidar olmasını çok sevinmiş ve Onun için övücü sözler söylemiştir. Fakat onun döneminde de cezaevinden kurtulamamıştır. 27 Mayıs 1960 ihtilalinde kesinleşmiş yüz yıldan fazla hapis cezası vardı. İhtilalin cezaları affetmesinden faydalanıp dışarıya çıktı. Buna rağmen ihtilalin içeriye aldığı ilk şahsiyetlerden oldu.

Türk dili üzerinde de hassasiyetle duran şair Türkçeyi dünyanın en güzel dili kabul etmiştir. Böyle kabul etmeyenlere ise de bir çift mısra yazmıştır:

-Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan;

Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan!

26 Mayıs 1904 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Üstad, 25 Mayıs 1983 yılında yine İstanbul Erenköy’deki evinde yüce yaratıcısına kavuşmuştur. Daha önceden yazdığı vasiyet niteliğindeki beyit:

-Son günüm olmasın dostum, çelengim, top arabam;

Alıp beni götürsün, tam dört inanmış adam…

Muhabbetle…

alisoydemir09@gmail.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!

YAZARIN SON 5 YAZISI
27Tem
18Tem
11Tem

İTTİHAT VE TERAKKİ (2)

02Tem
18Haz

BABALAR GÜNÜ KUTLU OLSUN!

saniye sonra kapatılacak. REKLAMI GEÇ
uğur soğutma aş